Yaklaşık 3 ay önce bok gibi bir sürecin içine girdim. Daha önceki yazımda da bahsetmiştim. http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/04/the-best-of-aclar.html
Birden kendimizi avukatların kapılarını aşındırırken bulduk. Ben böyle iğrenç meslek görmedim yemin ediyorum (işini iyi yapanları tenzih ederim.) Çaresiz bir durumdayken umut satarak insanların bin tl lerini cebe indirmenin nasıl bir açıklaması, nasıl bir iş ahlakı var anlayamıyorum bir türlü. Ne avukatlarla karşılaştık anlatamam. Bu kafaya gelebilmek için avukat yerine koydum kendimi cık.. ne yaptıysam olmuyor.
Son çaresiz günlerimiz hıldır hıldır avukat arıyoruz netten. Şöyle bir makale başlığıyla karşılaştık:
"Kesinleşmiş hapis cezasına itiraz mümkün!"
Aha dedim galiba aradığımız kan bulundu. Aradım hemen taa İstanbul'dan bir avukat, sanki İzmir'de avukat kıtlığı varmış gibi.
Beyefendi ile ilk telefon konuşmamızı aktarıyorum.
- Merhaba avukat bey bizim şöyle şöyle bir olayımız var cezamız kesinleşti ne yapabiliriz.
- Bakın Bayan B. bu işi Türkiye' de yapabilecek tek kişi benim, çoğu avukat bilmez bile cezaya itiraz edileceğini. Örneklerim de mevcut internet sitemden bakabilirsiniz. Gelin görüşelim detaylı konuşalım.
- Ama biz İzmir'deyiz nasıl yapsak?
- Bakın hastasınız öleceksiniz diyelim tek çareniz var parmağınızı kestirmek, yapmaz mıydınız?!!
- (Yuhh amk) Yani tabi..
- İlacınız yurtdışında, gidip almaz mıydınız?
- Yani alırdım tabi.
- Peki o zaman bekliyorum görüşmeye.
Çok hayat tecrübem yok ama bu kısa süre bana çok iddialı konuşan kişilerin aslında ne kadar boş kişiler olduğunu göstermeye yetmişti, hatta telefon görüşmem biter bitmez bile aynı şeyi düşündüm ama yine de görüştüm, niye biliyor musunuz? Ahh keşke dememek için...
Aynen öyle...Keşke dememek için bir umut satın aldım pazarlıkla, 5.000 TL'si peşin 15.000 TL'si cezadan kurtulunca. (10.000 TL ye 10.000 TL'ydi pazarlıktan önce)
Burada isim vermeyeceğim bana düşmez ama böyle bir hukuk kariyerinin eninde sonunda mahvolacağını da biliyorum. Mahvolmadı diyelim bu şekilde yıllarca devam etti kariyerine... Bu kutsal mesleği amacına uygun bir biçimde yürüterek kişisel hazzı doruk noktasına çıkarmak varken işi ticarete dökmek sizce nasıl bir sonuç doğurur? Sizce o paranın bir hayrı olur mu? Sizce bu şekilde kişisel haz, mutluluk sağlanır mı?
Neyse, dilekçemiz yazıldı okuyunca başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Dilekçenin özü şu:
"Tahrik indiriminin en düşüğünden faydalandırılmış bu olmaz, ağır tahrik var
Müvekkilimin sabıkası yok, mahkemeye de herhangi bir saygısızlığı yok, iyi hal indiriminden faydalandırılmamış, olmaz." Lan?!
Dilekçeyi alır almaz aradım, "beyefendi bakın böyle bir dilekçe yazmışsınız elinize sağlık uğraştınız da, ne kadar indirim yapıp yapmayacağı hakimin insiyatifinde olan bir şey değil mi daha vurucu yaklaşsaydık??" Bakın ben haktan hukuktan anlamam mühendis insanım ama dilekçenin çok zayıf olduğunu anlamak zor değil. "Avukat Bey çocuğun yüzünde iz olmadığına dair fotoğraf falan koysaydık?"
-Olmaz bakın hukuk çok farklı bir şey anlamamanız çok doğal. Dilekçe çorba gibi olur.
- İyi peki ne diyeyim hayırlısı olsun (bir yandan gitti 5.000 TL diye dövünmek.)
Nitekim ki o dilekçe kabul edilmedi, çok şaşırdık.
Daha sonra İzmir'den daha önce de görüştüğümüz arkadaşımızın bir akrabası olan Av. Hakkı Çelik'e gittik tekrardan. Adam 33 yıldır bu işlerle uğraşıyor ve bugüne kadar bize dediği her şey oldu. Çocuklar salak mısınız kandırdılar sizi, siz niye bana güvenmediniz dedi. Babacan ve güven verici bir tavırla yaklaştı bize her zaman. İşi geçen hafta devraldı, 2 fotoğraf 1 dilekçeyle mahkemeye gidip başvurusunu yaptı.
Sonuç: Yeniden yargılanma talebimiz kabul edildi, o hıyarın suratında iz olmadığının tespit edilmesi için yeniden Adli Tıp'a sevki gerçekleştirilecek.
Hıyara not: Ah be hıyarcığım, o düğünlerde çekildiğin kabak gibi selfie'leri Facebook'una niye yükledin?
Sana da bir lafım var Sayın kadın programlarına çıkan Türkiye'nin 1 numaralı avukatı!
Demekki siz anlamazsınız demekle ve hayal satmakla olmuyormuş, demekki öğreneceğiniz daha çok şey varmış.
Son çaresiz günlerimiz hıldır hıldır avukat arıyoruz netten. Şöyle bir makale başlığıyla karşılaştık:
"Kesinleşmiş hapis cezasına itiraz mümkün!"
Aha dedim galiba aradığımız kan bulundu. Aradım hemen taa İstanbul'dan bir avukat, sanki İzmir'de avukat kıtlığı varmış gibi.
Beyefendi ile ilk telefon konuşmamızı aktarıyorum.
- Merhaba avukat bey bizim şöyle şöyle bir olayımız var cezamız kesinleşti ne yapabiliriz.
- Bakın Bayan B. bu işi Türkiye' de yapabilecek tek kişi benim, çoğu avukat bilmez bile cezaya itiraz edileceğini. Örneklerim de mevcut internet sitemden bakabilirsiniz. Gelin görüşelim detaylı konuşalım.
- Ama biz İzmir'deyiz nasıl yapsak?
- Bakın hastasınız öleceksiniz diyelim tek çareniz var parmağınızı kestirmek, yapmaz mıydınız?!!
- (Yuhh amk) Yani tabi..
- İlacınız yurtdışında, gidip almaz mıydınız?
- Yani alırdım tabi.
- Peki o zaman bekliyorum görüşmeye.
Çok hayat tecrübem yok ama bu kısa süre bana çok iddialı konuşan kişilerin aslında ne kadar boş kişiler olduğunu göstermeye yetmişti, hatta telefon görüşmem biter bitmez bile aynı şeyi düşündüm ama yine de görüştüm, niye biliyor musunuz? Ahh keşke dememek için...
Aynen öyle...Keşke dememek için bir umut satın aldım pazarlıkla, 5.000 TL'si peşin 15.000 TL'si cezadan kurtulunca. (10.000 TL ye 10.000 TL'ydi pazarlıktan önce)
Burada isim vermeyeceğim bana düşmez ama böyle bir hukuk kariyerinin eninde sonunda mahvolacağını da biliyorum. Mahvolmadı diyelim bu şekilde yıllarca devam etti kariyerine... Bu kutsal mesleği amacına uygun bir biçimde yürüterek kişisel hazzı doruk noktasına çıkarmak varken işi ticarete dökmek sizce nasıl bir sonuç doğurur? Sizce o paranın bir hayrı olur mu? Sizce bu şekilde kişisel haz, mutluluk sağlanır mı?
Neyse, dilekçemiz yazıldı okuyunca başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Dilekçenin özü şu:
"Tahrik indiriminin en düşüğünden faydalandırılmış bu olmaz, ağır tahrik var
Müvekkilimin sabıkası yok, mahkemeye de herhangi bir saygısızlığı yok, iyi hal indiriminden faydalandırılmamış, olmaz." Lan?!
Dilekçeyi alır almaz aradım, "beyefendi bakın böyle bir dilekçe yazmışsınız elinize sağlık uğraştınız da, ne kadar indirim yapıp yapmayacağı hakimin insiyatifinde olan bir şey değil mi daha vurucu yaklaşsaydık??" Bakın ben haktan hukuktan anlamam mühendis insanım ama dilekçenin çok zayıf olduğunu anlamak zor değil. "Avukat Bey çocuğun yüzünde iz olmadığına dair fotoğraf falan koysaydık?"
-Olmaz bakın hukuk çok farklı bir şey anlamamanız çok doğal. Dilekçe çorba gibi olur.
- İyi peki ne diyeyim hayırlısı olsun (bir yandan gitti 5.000 TL diye dövünmek.)
Nitekim ki o dilekçe kabul edilmedi, çok şaşırdık.
Daha sonra İzmir'den daha önce de görüştüğümüz arkadaşımızın bir akrabası olan Av. Hakkı Çelik'e gittik tekrardan. Adam 33 yıldır bu işlerle uğraşıyor ve bugüne kadar bize dediği her şey oldu. Çocuklar salak mısınız kandırdılar sizi, siz niye bana güvenmediniz dedi. Babacan ve güven verici bir tavırla yaklaştı bize her zaman. İşi geçen hafta devraldı, 2 fotoğraf 1 dilekçeyle mahkemeye gidip başvurusunu yaptı.
Sonuç: Yeniden yargılanma talebimiz kabul edildi, o hıyarın suratında iz olmadığının tespit edilmesi için yeniden Adli Tıp'a sevki gerçekleştirilecek.
Hıyara not: Ah be hıyarcığım, o düğünlerde çekildiğin kabak gibi selfie'leri Facebook'una niye yükledin?
Sana da bir lafım var Sayın kadın programlarına çıkan Türkiye'nin 1 numaralı avukatı!
Demekki siz anlamazsınız demekle ve hayal satmakla olmuyormuş, demekki öğreneceğiniz daha çok şey varmış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder