26 Kasım 2015 Perşembe

Hayat, Sen Planlar Yaparken Tanrı'nın Seninle Dalga Geçmesiymiş


























2015 yılının başlarında yapacağım işlerden bahsedip kendime hedefler belirlemiştim: http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/01/2015-yl-hedeflerim.html

Nasıl da heveslenmiştim bu yazıyı yazdığımda, yüzümde nedensiz bir gülümseme içimde bir sıcaklık oluşmuştu.

Bu yazımda bu hedeflerimin gerçekleşme durumu ne alemde, bunları inceleyeceğiz. Çünkü PUKO döngüsünün 3. adımı olan "Kontrol Et" adımı bunu gerektirir:)

İlk Maddemiz Yoga idi. "Haftada en az 3 kez Yoga yap, bol bol araştır ve yoga videolarını izle. Yaza ödülün var. Olymposta Yoga yapmak." Bok.

Bunu yazdıktan yaklaşık 2 ay sonra her şey ile olduğu gibi Yogayla da ilişiğimi kestim. Hayatımda bir kriz dönemi başladı, krizi fırsata çevirerek 4 kilo verdim Yoga da neymiş dedim.
Geçen hafta tekrar başladım orası ayrı mevzu. Yanı bu hedef 2016 yılında aynen devam edecek. Olympos kısmına hiç girmeyelim, bırak Olymposta Yoga yapma fantezilerini, Eylül başında yaptığım 4 günlük tatil için kendimi şanslı saydım. Dolayısıyla Olympos planları da başka zamana sarktı. Hatta bu kısmı daha yakın bir yer olan Fethiye ile değiştirebilirim bile.

 "Kitap: Her ay en az 1 kitap bitir." 11 ayda 5 kitap bitirdim 6. bitmek üzere, yani hedefimin %50sine ulaşabildim. Okunacak kitaplar birikti bu hedef de hüsranla sonuçlanarak bir sonraki yıla ertelendi.

"Film: İzlenmesi gereken filmler listesi yap ve 2015 yılı içerisinde hepsini izle." izlenecek filmlerle sınırlandırmadım kendimi, hem bu listeden hem rastgele seçimlerle film yelpazeme yenilerini kattım. Sanırım ulaştığım tek hedef.

"Tiyatro: 2015 yılı içerisinde en az 6 oyun izle." O gazla yılın başında sadece bir oyuna gittim. "Leyla'nın Evi".

"Aile: En az 2 ayda 1 aileni ziyarete Aydın'a git." Aydın'a çok sık gitmedim ama annemleri her ay en az 1 kez görmüşümdür, bu hedefte ok.

"İyilik: Bu konuya odaklan. Huzur evini ziyaret, çocuk yurdundaki kimsesiz çocuklara oyuncaklarla ziyaret ya da maddiyat yönünden birilerine yardım ederek ruhu doyuracak şeyler düşün ve uygula." İyilik namına yolda yürürken yaşlıların koluna girmek gibi küçük şeyler dışında başka hiçbir şey yapmadım. Ama bu konu kesinlikle odaklanmam gereken bir durum. En azından düzenli para yardımı kesinlikle yapılmalı.

"Hobi: Yağlı boya yapmaya yeniden başla. 2015' te kendimden en az 4 tablo istiyorum. Sevdiklerine hediye et, başta annene." Yağlı boya alet edevat eksikliğinden hep bir kenara itildi. Sadece kağıda dandik bir şeyler çiziktirdim işte. Bu da sayılmaz.

"Yeni hobi edin: Ayda 1 pazar Dünya mutfaklarından yemekler yapmayı dene, zehirlenme pahasına da olsa sevdiklerine güzel sofralar hazırla." Burada okuyunca böyle bir hedefim olduğunu hatırladım o derece.

"Rüyalarını yönetmeyi öğren: Rüyalarını hatırlamaya çalış, beynini zorla. Rüyalarını not almaya başla." Not almasam da ilginç olan rüyalarımı paylaşarak beynimde tutabildim. Kediyle konuştuğum ıssız ve fırtınalı ada rüyamı ömrüm boyunca unutmayacağım. Vlademir Putin'in özel uçağıyla Foçaya gittiğim rüyayı da keza öyle...Hele hele Vlademirin "gel gel atla demesi"ve benim de oley uçağı beleşe getirdik demem.
Bu rüya yönetme konusu çok ayrı ve derin bir mevzu, gerekli mi bilemedim o yüzden bu hedefimi askıya alıyorum, çok daha önemli şeyler var bence.

"Doğayı sev: Çöplerini ayırarak atmaya başla ve 2015 yılı içerisinde en az 6 ağaç dik." Off çok güzel hedefmiş be, en çok bu hedefi gerçekleştiremediğime üzüldüm:(

"Her yıl yeni bir yer gör." Karaburun sayılır mı?

Olmadı be B. hayatındaki kriz dönemini bahane olarak kullanarak hepsini salladın. İçinde yeni bir yıl hedeflerini oluşturacak heves bırakmadın:(

Yine de 2016 yılı hedeflerim üzerine kafa yoracağım.

Çünkü lüzumsuz işler müdürü olmak bunu gerektirir.


23 Ekim 2015 Cuma

Hayaller Arıyorum


Ne yazacağımı bilmeden geçtim bilgisayarın karşısına. İlk olarak eski yazılarımı okudum. Yazma konusunda her zaman beceriksiz ve -kitap okumama alışkanlığından mütevellit- yetersiz olduğumu düşünen ben, ilk kez vay hiç de fena olmamış lafını duydu kendinden.

Başkasının hiç de ilgisinin çekmeyeceği önemsiz şeyler yazıyorum. Tamamen kişisel, günlükvari. Herhangi bir sanat değeri yok, tecrübe paylaşımı yok, moda ya da trendlere dair bir şeyler yok, kendin yap projeleri yok. Bazen beğenilmeme, gereksiz yere yazma düşüncesi kaplasa da içimi, sonradan neden blog yazmaya başladığımı hatırlatıyorum kendime. Çok tık alıp para kazanmak mıydı amaç? Tamam itiraf ediyorum bir dönem bu kaygıyı gütmüş olabilirim ama şuan olay çok başka bir yöne kaydı. Amacım elektronik ortamda günlük tutmak. Bazen biraz da iş kafasından uzaklaşmak, rahatlamak. Ama nedense bunu anonim olarak insanlarla da paylaşma ihtiyacı duyuyorum. Günümüz teknolojisi sanırım bizi, yaptıklarımızı paylaşma zorunluluğuna itti. Aslına bakarsan SANANE BENDEN. Bu durum içimize işlemiş. Bloğumu dışarı aktarmam sanırım bu yüzden. Belki ilerde kapatırım ama henüz hazır hissetmiyorum kendimi:)

Bende durumlar aynı, monoton. Yine bekleyişlerdeyim. Beklemelerimin ardı arkası kesilemedi henüz kaç aydır hala bekliyorum. Bu bekleyiş bana sabretmeyi öğretti. Onun dışında yine her gün bir yeni fikir geliyor aklıma, sonra mantıksız geliyor üstünü örtüyorum. Yine yeni heveslere kapıldım. Gitar aldım. Raketimi tozlu raflardan indirdim. Sanırım hastayım. Ne yapacağını bilmeyen kaybolmuş biri gibiyim. İçimde devamlı bir istek, arzu ama neye karşı hiç bir fikrim yok. İşin kötüsü hevesler saman alevi gibi. Birden harlıyor sonra sönüveriyor. Ne istediğimi bilmiyorum, bilsem gerçekleştireceğime adım gibi eminim. Sanırım küçük heveslerim, ne istediğimi bulabilme arzusundan. En azından ne istemediğimi biliyorum. Yıllarca bu şekilde sabah 8:00-akşam 18:00 çalışmamak.

Neyse yahu hayırlısı be gülüm.


8 Eylül 2015 Salı

Yine Eylül Yine Tatil Stayla

Selam

Geçen sene gerçekleştirdiğim, anlata anlata bitiremediğim muhteşem Antalya tatili üzerinden hemen hemen 1 yıl geçmiş. Eylülde tatili bir ritüel haline getirmek istememe rağmen bu sene bu ritüeli yaşadığım olaylar dolayısıyla askıya almıştım.

Ta ki geçen haftaya kadar:)

Geçen hafta aniden böyle bir şey gelmişti başıma:

http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/08/hayat-bana-saka-yaptm-dedi.html

Bu haberin akabinde 2-3 gün sonra beklenen telefon geldi:

"Üzülme baba yak bi cugara"

Erkek arkadaşımın açık cezaya sevki çıkmıştı bile.

"Taksideyim eve gidiyorum akşama teslim olacağım dedi."

Hiç bilmeyenler bunun nesine seviniyorsun diye düşünebilirler. Şöyle tarif edeyim. En yakının ceza evinde, hiç bir şekilde görüşemiyorsun, haber alamıyorsun. Öldü mü kaldı mı hasta mı bilmiyorsun, nasıl olduğunu öğrenebilmen için 1 hafta beklemen gerekiyor. Perşembe günleri sadece 10 dakikalık bir telefon görüşmen var, bıdır bıdır konuşarak anca avukattan haberleri aktarabiliyorsun. Nasıl, ne yapıyor soramadan telefon kapanıyor yüzüne. Çünkü süren doldu.

Hal böyleyken, aklında böyle bir şey yokken ondan gelen telefonun tarifi imkansız. İş umurunda olmuyor, para da öyle, atlayıp taksiye yanına gidiyorsun. Çünkü sadece akşama kadar vaktin var.

Yüzü cıvıl cıvıl anılarını anlattıkça anlatıyor, ev kalabalık, duyan gelmiş, herkes kahkaha atıyor olanlara. Aslında anlatılanlar trajik şeyler ama yanında ya, eğlenceli geliyor herkese. Su gibi akıyor zaman, saatler geçtikçe durgunluk çöküyor herkese. Aydınlıktan karanlığa geçiş gibi, birkaç saat farkla en zıt duygular çarpışmış. Tekrar gidiyor...

İçimiz buruk ama heyecanlıyız, iznim var 4 gün demiş, en iyi şekilde değerlendirmeliyiz diyerek planlar yapılıyor. Hem yakın hem ekonomik olmalı. Sakin yer istiyorum kafamı dinlemeye ihtiyacım var diyor. Gidilecek yer kararlaştırılıyor: KARABURUN

Bu seneki ritüelim sürpriz yaptı bana. Ya saçmalama dedim, sen ritüelsin, monoton olman lazım ne bu aksiyonlar dedim. Akabinde Karaburun tatilimiz başladı.

Karşıyaka'dan İzban ile Halkapınar'a oradan metro aktarmayla Fahrettin Altay'a geçtik. Karaburun dolmuşu hemen kalktı ve yaklaşık 1 buçuk saat sonra oradaydık. Yol fazla virajlı ama keyifli, doğal güzelliği fazla.

Hafta içi olduğu için kalacak yer bulması sorun olmaz diyerek kalma işini gittiğimizde hallettik. Belki çok dolaşmadığımız için bilmiyorum ama bana fiyatlar biraz pahalı geldi. Yani Karaburun da biz tüketiciler yüzünden oldukça şımarmış, gaza gelmiş. Geleceğin Çesme'si olma yolunda ilk adımlarını atmış.

Apart Otel Number One oteli seçtik.

Odalar 2 katlı, asma katta çift kişilik yatak ve yatak odası var. Aşağıda mutfak, kanepe ve portatif yatak... Zorlasan 4 kişi kalırsın zaten nitekim son gün onu da yaptık:)

Denize İncirlikoyda girdik genellikle. Çünkü şezlongları ve koyu gölgelik ağaçlarıyla çok konforlu bir yer. Beach Club gibi ama bangır bangır müziksiz ve giriş ücretsiz. Sadece şezlonga paralı veriliyor ve belediyeye ait bir tesis.
Denizi zaten süper onun için söylenecek söz yok.

İşte böyle bir yer:


Akşam yemeği tercihimizi ilk gece Deniz Kızı Restorandan yana kullandık. Balık taze ve güzel pişmişti ama mezeler tam bir fiyaskoydu. Kalamar lastik gibiydi ve pişmemişti. Bizi cezbeden hemen deniz kıyısındaki masanın boş olması ve kırmızı sandalyeleri olmuştu.

Son gecemizde İskele Restoranı tercih ettik. Mezeler 2 TL daha pahalı ama hem çeşit olarak hem lezzet olarak Deniz Kızıyla kıyaslanamaz bile. Kalamarı da 10 numaraydı.

Karaburun'un en çok sakinliği, doğal güzelliği ve denizi hoşumuza gitti. Akvaryum gibi denizinde saatlerce yüzdük. Manzaraya daldık ses çıkarmadan. Terapi etkisi yaratan doğa bizi iyileştirdi yaşadığımız olayların ağırlığını hafifletti.






Tez zamanda yine gidebilmeyi diliyorum.


25 Ağustos 2015 Salı

Hayat bana "Şaka Yaptım" dedi



Selamlar,

Çok enerjik bir B. var şu an karşınızda.

Dün pazartesi sendromu içerisinde kıvranırken bir haber ile karşılaştım.


ŞOK HABER!

ÖRTÜLÜ AF GELİYOR.

İlk olarak bu şok haberin "Cem Uzan'a Hapis Şok'u" tadında dandik bir haber olduğundan şüphe etsem de heyecanlanmadan duramadım.

Haberi açtığımda heyecanımın çok yerinde olduğunu anladım.

Aynen şöyle:

Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelik değişikliği ile hükümlülerin kapalı cezaevinden açık ceza evine geçiş süresi yarı yarıya indirildi. Yönetmeliğin önceki halinde cezalarının 5’te 1’ini iyi halli olarak çeken hükümlülerin açık cezaevine geçişi öngörülürken değişiklikle bu oran 10’da 1 olarak düzenlendi. Açık ceza evinde 6 ay kalan hükümlülerin şartlı tahliye tarihine 1 yıl kala erken tahliye olabileceklerine ilişkin 2012’de yürürlüğe giren “örtülü af” düzenlemesi ile birlikte değerlendirildiğinde örtülü aftaki ceza indirimleri artmış oldu.

C'mooooonnnnnnnnnnnnnnnnn!!!!

Son zamanlarda aldığım en iyi haber. Bu habere göre erkek arkadaşımın kapalı ceza süresi 4 ay önce sona ermiş oldu. Aralıkta çıkması gereken Açık ceza evine şimdi çıkacak.

Hemen ceza evini aradım, çalışmaların hafta sonunda başladığını, dosyaların incelendiğini ve sevklerin bile başladığını söylediler.

İnanamıyorum Allah'ım nasıl bir hediyedir bu. Bir gün öncesinde ceza evinin çevresinde dolanıp avludan gelen sesleri dinleyip ağlarken, ertesi gün böyle bir haberle havalara sıçradığımı görüyorum.

İşte hayat...

C'est La Vie

21 Ağustos 2015 Cuma

Korkuyorum...Düzelecek mi her şey?

Bir iç çeksem dağlar yıkılacak.

Çok sıkıldım be ciddi anlamda sıkıldım. Dönem dönem oluyorum böyle. Bazen etrafımdaki güç kalkanı birden yıkılıp savunmasız bırakıyor beni. Böyle dönemlerde yazmasam çıldırırım herhalde. Bu bulantı beni bir şeyler yapmaya itiyor nedensizce. Keşke ifade yeteneğim güçlü olsa, akıverse duygularım ama yapamıyorum. Sadece amaçsızca karalıyorum bir şeyler işte.

Hissettiğim tam anlamıyla koca bir boşluk. Beklemekten, ne olacak diye düşünmekten, kendimi tekrar etmekten çok sıkıldım.

Keşke işte olmak zorunda olmasam kalkıp gitsem yanına, şuan onu görmeye camın arkasından da olsa onunla konuşmaya o kadar çok ihtiyacım var ki...Eminim çok sevinirdi beni gördüğünde. Bugün kimsesi olmayacak yanında, ne kadar da yalnız hissedecek bir kez daha.

Her şeyi unutmaya başladı. Beyninin ona oynadığı bir oyun, belki de yaşadığı travmadan korunma amaçlı bilinçsizce yapılan bir eylem bilmiyorum ama önemli önemsiz her şeyi unutuyor. Ruh ve fiziksel sağlığından o kadar endişeliyim ki... Çıktığında eskisi gibi olabilecek mi, gülebilecek mi yine, eğlenebilecek mi?

İşte böyle boktan bir ülkedeyiz. Bir genç nasıl kaybedilir, nasıl harcanır onu görüyoruz. Ülkede insana verilen değer zaten ortada. Her gün karşılaştığımız iş kazaları, terör... buna bir örnek değil mi zaten? Gelişmiş ülkelerde, yaptığın kavganın sonucunda ortaya çıkan basit yaralamanın cezası senin öfke problemini yenmeni sağlayacak tedavilerin zorunlu kılınmasıdır ya da seni sosyal sorumluluk projelerinde görevli olarak çalıştırırlar ki kişi topluma kazandırılsın. Peki bizim gibi bir türlü gelişemeyen ülkeler ne yapıyor? Bir sinir anında ben de dahil hemen hemen herkesin yapabileceği hatalara karşılık kişide travma etkisi yaratacak bir ceza olan hapis cezası vererek yeni suç makineleri yaratıyor. Bir araştırmaya göre hapis yatan mahkumların %80'ini daha önce de hapse girmiş kişiler. Buradan da hapis cezasının ne kadar caydırıcılığı olduğunu görmüş bulunuyoruz.

Erkek arkadaşımla son görüşmemde bana dediği laf şu "Burada benim dışımda ilk kez hapis cezası almış başka kişi yok, benim dışımdaki herkes birer suç makinesi. Dışarı çıktığımda içeride kurduğum bütün dostlukları unutmak istiyorum, korkuyorum... Buradan çıkan bir kişinin suç işlemesi o kadar basit ve doğal ki...Böyle bir kişiye dönüşmekten korkuyorum. İçimde büyüyen kinden, nefretten ve bana yaptırabileceklerinden korkuyorum... "

Fikir sizin? Kişinin böyle bir travmayı atlatması sizce ne kadar kolay?

Şimdi ön yargılarınızı yavaşça elinizden bırakın ve biraz olsun empati yapın bakalım bana hak verecek misiniz?


13 Ağustos 2015 Perşembe

Çalışma Mahkumiyeti



Çok sinirliyim çok.

Daha önce de yazmıştım bambaşka bir iş hayal ederken (http://selambenb.blogspot.com.tr/2014/07/hayalimdeki-is-hayat.html) çalıştığım iş yeri resmen benim düşünceme muhalif bir şekilde kararlar alarak motivasyon düşürme çalışmaları yapıyor.

Yıl olmuş 2015 bizim iş yerinde "odanızda çay var çay içmeye kamelyaya çıkıp durmayın" yasağı geldi. Bence işi garantiye alalım sabah 8'de fabrika müdürümüz bizi odaya kilitlesin, akşam 18:00'de serbest bıraksın.


Bu nasıl bir memuriyet kafasıdır yahu, kaldı mı böyle yönetim anlayışına sahip başka bir yer?

Bir firma tanıyorum sabah açık büfe kahvaltı ortamı yaratıp akşamüstü 17:00'de meyve ikram eden. Onun dışında aynı firma bu saatlerde kek, pasta türü şeylerle çay partisi düzenleniyor.

Başka bir firma tanıyorum, insanlar sabahtan işe istedikleri saatte gelebiliyorlar balığa çıktıkları için. Kimse onlara 2-3 saatin lafını yapmıyor çünkü o insanlar bazen işlerini bitirebilmek adına daha geç saatlerde çıkabiliyorlar. Çünkü esnek çalışma saati diye bir şey var ve herkes sorumluluklarının farkında. Kimse mesaiye kal dendiği için kalmıyor sadece işini bitirebilmek adına geç çıkıyor. Dolayısıyla işleri yoğun olmadığında da geç gelmek onlar için son derece normal. Çünkü o firmalar için çalışan motivasyonu en değerli şey ve değer üreten beyaz yakanın, saatte belli adet üretmesi gereken üretim operatörüymüş mantığıyla çalışması saçma.

Bazen kendimi yarı açık ceza evinde hissediyorum. Resmen küçük Türkiye, ülkenin minyatür modeli.

Belki ekonomi ve bizim gibi çalışanlar için çok büyük bir beddua ama böyle gelişmemiş firmaların piyasadan silinmesini istiyorum, tüm kalbimle...

Bu da ahım olsun. Bir daha Türk kaynaklı firmada çalışırsam kıçımdan şırıngayla kan çeksinler emi.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Ağlayamamak


Haykırarak ağlamak istiyorum şuan, duvarlara vura vura. Bazen tolere edemiyorum yaşadıklarımı, eşik değerimi aşıyorum. O an hunharca ağlamaya ihtiyacım oluyor tam da şuanda olduğu gibi.

Şakaklarımdaki damarlar patlayacak şişmiş sanki tıkanmış, bir haykırsam çözülüverecek gibi her şey.

Ben hala elimden bir şey gelmeden bekliyorum ve bekliyorum. Beklemenin sonu hiç gelmeyecek sanrısına kapıldım, 114 gündür uyuştum, bekliyorum.


Bugün sesini duydum yine. O sesin niteliği benim önümdeki 1 haftanın nasıl geçeceğini belirliyor. Sadece o küçücük ton farkı, "nasıl olsun işte" deki iç çekiş beni öldürmeye yeter.


Özledim, kelimelere dökemeyecek kadar çok özledim onu.
Onu görmekle geçmeyecek bir özlem bu, onu yaşamayı özledim ben. Beraber planlar yapmayı, dışarı çıkmayı, film izlemeyi özledim. Bira içmeyi özledim karşılıklı selamın aleyküm diyerek, üff yarın iş var demeyi/üff hatırlatma dedirtmeyi özledim. Uyumayı özledim içimde umarsız bir rahatlıkla, sımsıkı sarılmasını sonra da sıcaktan dolayı soğuk duvara yapışmasını özledim.

Ruhum yoruldu artık gitgide yanarak kül oluyorum. Küllerimi rüzgara savurduğunuzda özgürlüğüme kavuşmuş olacağım.

Hadi zaman bize yardım et!

14 Temmuz 2015 Salı

Mutsuzluk


Yine içimde bir sıkıntıyla bıraktım kendimi bloğumun serin sularına..

Hayatımı minimumda yaşıyorum bu aralar, zaten genel olarak bu böyleydi, şu can sıkıcı olaylarla bu durum hat safhaya ulaştı.

Mutsuzum, öyle böyle değil, hiç olmadığım kadar mutsuzum.

Bu hayat bana yetmiyor, içimde patlamaya hazır ve nazır bir güç, bir kuvvet var buna eminim. Ama onu bir türlü çıkaramıyorum ortaya. Öğrenmeye, keşfetmeye, üretmeye ihtiyacım var ama nasıl yaparım, ne yaparım, nasıl haz sağlarım bu hayattan inan hiçbir fikrim yok.

Benim kendimi bulmaya ihtiyacım var.

Yıl sonunda yapmak istediklerimi ne güzel de yazmıştım oysa ne kadar haz almıştım, evet başlangıç olarak yapmak istediklerimi yazmıştım bir kenara, peki sonuç?

Sonuç bok, hiç beklemediğim şeylerle karşılastım. Oysaki 2015 süper geçecekti kendimi birçok konuda geliştirecektim. Yapacaklarım az çok belliydi. Şuanki isteğim ne peki: Rölantide yaşamak... Onun biran önce gelmesini beklemek. İşe gidip geleyim, karnımı doyurayım, arada müziklerle hüzünlenip bir bira içeyim, haftasonu gelsin hunharca uyuyayım sadece uyuyayım...

Hayattan beklentim tam olarak bu değildi.

Sıkıldım düzelsin artık her şey.




7 Temmuz 2015 Salı

Artık Anladım, Beklemenin Sonu Yok


Tüm evren bir olmuş benle Ta*ak geçiyor.

Daha nasıl acı çektirebiliriz bu 2 velede çok eğlenceli oluyor izlemesi diyorlar galiba.

Nisan- Mayısta hapis cezasına itiraz dilekçesinin sonucunu bekledim olumsuz çıktı. Tam her şey bitti derken başka bir avukat hayatıma ışık tutmuştu, Haziran başında gerçekleşecek yeniden yargılanmayı bekledim. Yeniden yargılanma için ilk mahkeme gerçekleşti, Adli Tıp Raporunu bekledim, geldik Temmuza.

Dün avukatımız aradı nasıl bir heyecan bayılıcam resmen günlerdir bu anı beklemişim iyi kötü sonuçlanacak diye. Telefonu açarken geçen birkaç saniye boyunca beyin nasıl çalıştı anlatamam. Tüm beynime arılar, karıncalar doluştu. Ölmeden önce derler ya hayat film şeridi gibi gözünün önünden geçer diye. İşte bana da aynen olan o.

"Alo B.'ciğim Adli Rapor çıktı. Çocuğun kaşında iz yokmuş bu iyi bir şey. Ama yanağında varmış Plastik cerrahiye yollayacaklar herifi ordan da EMG çekilecek."

Haydaaaaa..

Arkadaş şaka mısınız? Birileri işkence yöntemini mi değiştirdi, gitgide işkencenin dozunu artırılalım bu kız artık uyuştu hissetmiyo mu dedi anlamıyorum artık.

Biz ülkecek bir şeyleri uzatmayı ne çok seviyoruz ya, dizilerin sonu gelmez, yasal işlemlerin sonu bitmez her şeyimiz böyle, uzattıkça uzatırız, sonunda da bi bok olmaz.

Bir yerlerde benim günlüğü devamlı okuyup da "Vayy be ne heyecanlı hikaye acaba sonu ne olacak" diyen varsa eğer, hadi güzelim kışkış benim hikayemin de boku çıktı artık.

Bu arada 1+0 ne eder 1 eder B.nin Günlüğünün 1. yılı kutlu olsun!

(Böyle bir kutlama hayal etmemiştim gerçi ama...Seneye artık.)


Sevgiler...






24 Haziran 2015 Çarşamba

Şu Big Day'in Bi Türlü Gelememesi Sorunsalı


Ay yeter çıldırıyorum.

Öleceksem aniden acısız ölmeyi yeğlerim ama beklemek işkence yemin ederim acı çekerek öldürüldüğümü hissediyorum.

Perşembe big day dedik neredeyse 1 hafta geçti ses soluk yok, bürokrasinize prosedürünüze sıçayım.
Mübarekler sanki otopsi mi yapıyorsunuz alt tarafı 2 metreden adamın suratına bakıp ok ya da nok diyeceksiniz.

Artık rüyalarım bile dizi kıvamına geldi resmen ilerlemeli rüya görüyorum bu süreçle ilgili. Paralel hayatımda iş çoktan kötü de sonuçlansa sona erdi. Kendi rüyamda gördüğüm yetmiyor arkadaşlarıma da bulaşıyor. Huzursuz uyur olduk artık. Resmen 4 farklı yönetmen olarak aynı kişinin başrol olduğu rüyaları, aynı anda vizyona soktuk.

Umudum gitgide tükenmek üzere, iyi düşünmeye çalışıyorum ama durum çok iç açıcı değil.

Neyse iyi düşünelim iyi şeyler olsun. Kurtulalım artık şu işten.

16 Haziran 2015 Salı

18 Haziran Perşembe-The Big Day



Birçok duyguyu bir arada yaşıyorum şuan.
Stres, korku, heyecan, mutluluk...

Televizyonunu yeni açanlar için özet geçeyim. Sevgilim 3 yıl önce yılbaşında çıkan bir kavga sonucunda 3 yıl 4 ay hapis cezası aldı (yatarı 1 yıl 2 ay) Bu haberi 3 ay önce aldığımızda şok olduk, hayatımız aniden mahvoldu. Yaşadığımız o süreci kelimelere dökmem mümkün değil. The best oflara girmeye hak kazanmıştı. O gittiğinden beri işin peşini bırakmadım ve sonunda karşılığını aldım.

18 Haziran perşembe günü yeniden yargılanma gerçekleşecek.

Durumun belirsizliği beni birçok duyguyu bir arada yaşamaya itiveriyor. Böyle nasıl anlatsam iş yerinde yerimde duramıyorum ayaklar paso yerinde oynuyor huzursuz ayak misali:) Mesela dün baştan sona Ceza Muhakemesi Kanunu'nu okudum. İçimde hep bir korku vardı, ya bu çocuğun cezası kaldırılacağına artırılırsa diye. Ama CMK'nın 323. maddesine göre yeniden verilecek hüküm belirlenmiş cezadan daha ağır bir cezayı içeremez imiş. Meğer araştırmak gibisi yok imiş:)

Yeniden yargılanma talebinin kabul edilmesi bile çok büyük bir adım, haberi aldığımda döktüğüm mutluluk gözyaşlarının haddi hesabı yok bayılıverecektim işyerinde. Ama o gün yaklaştıkça korkuyorum... Perşembe en güzel günüm de olabilir en kötü günümde...Ya her şey sona ererse, artık yeni bir B planım kalmadı her şeyi tükettim. Bu belirsizlik ne boktan bir şeydir ya.

Şu 1 hafta 1 yıl gibi geçti bana, kaldı 2 gün. O da yaklaşık bir 2 ay gibi gelir herhalde. Sonunda ipler kopacak. Umarım buraya bi daha geldiğimde güzel haberler getiririm.

Sağlıcakla...





9 Haziran 2015 Salı

İyi Avukat versus Kötü Avukat


Yaklaşık 3 ay önce bok gibi bir sürecin içine girdim. Daha önceki yazımda da bahsetmiştim. http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/04/the-best-of-aclar.html

Birden kendimizi avukatların kapılarını aşındırırken bulduk. Ben böyle iğrenç meslek görmedim yemin ediyorum (işini iyi yapanları tenzih ederim.) Çaresiz bir durumdayken umut satarak insanların bin tl lerini cebe indirmenin nasıl bir açıklaması, nasıl bir iş ahlakı var anlayamıyorum bir türlü. Ne avukatlarla karşılaştık anlatamam. Bu kafaya gelebilmek için avukat yerine koydum kendimi cık.. ne yaptıysam olmuyor.

Son çaresiz günlerimiz hıldır hıldır avukat arıyoruz netten. Şöyle bir makale başlığıyla karşılaştık:

"Kesinleşmiş hapis cezasına itiraz mümkün!"

Aha dedim galiba aradığımız kan bulundu. Aradım hemen taa İstanbul'dan bir avukat, sanki İzmir'de avukat kıtlığı varmış gibi.

Beyefendi ile ilk telefon konuşmamızı aktarıyorum.

- Merhaba avukat bey bizim şöyle şöyle bir olayımız var cezamız kesinleşti ne yapabiliriz.
- Bakın Bayan B. bu işi Türkiye' de yapabilecek tek kişi benim, çoğu avukat bilmez bile cezaya itiraz edileceğini. Örneklerim de mevcut internet sitemden bakabilirsiniz. Gelin görüşelim detaylı konuşalım.
- Ama biz İzmir'deyiz nasıl yapsak?
- Bakın hastasınız öleceksiniz diyelim tek çareniz var parmağınızı kestirmek, yapmaz mıydınız?!!
- (Yuhh amk) Yani tabi..
- İlacınız yurtdışında, gidip almaz mıydınız?
- Yani alırdım tabi.
- Peki o zaman bekliyorum görüşmeye.

Çok hayat tecrübem yok ama bu kısa süre bana çok iddialı konuşan kişilerin aslında ne kadar boş kişiler olduğunu göstermeye yetmişti, hatta telefon görüşmem biter bitmez bile aynı şeyi düşündüm ama yine de görüştüm, niye biliyor musunuz? Ahh keşke dememek için...
Aynen öyle...Keşke dememek için bir umut satın aldım pazarlıkla, 5.000 TL'si peşin 15.000 TL'si cezadan kurtulunca. (10.000 TL ye 10.000 TL'ydi pazarlıktan önce)

Burada isim vermeyeceğim bana düşmez ama böyle bir hukuk kariyerinin eninde sonunda mahvolacağını da biliyorum. Mahvolmadı diyelim bu şekilde yıllarca devam etti kariyerine... Bu kutsal mesleği amacına uygun bir biçimde yürüterek kişisel hazzı doruk noktasına çıkarmak varken işi ticarete dökmek sizce nasıl bir sonuç doğurur? Sizce o paranın bir hayrı olur mu? Sizce bu şekilde kişisel haz, mutluluk sağlanır mı?

Neyse, dilekçemiz yazıldı okuyunca başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Dilekçenin özü şu:

"Tahrik indiriminin en düşüğünden faydalandırılmış bu olmaz, ağır tahrik var
Müvekkilimin sabıkası yok, mahkemeye de herhangi bir saygısızlığı yok, iyi hal indiriminden faydalandırılmamış, olmaz." Lan?!

Dilekçeyi alır almaz aradım, "beyefendi bakın böyle bir dilekçe yazmışsınız elinize sağlık uğraştınız da, ne kadar indirim yapıp yapmayacağı hakimin insiyatifinde olan bir şey değil mi daha vurucu yaklaşsaydık??" Bakın ben haktan hukuktan anlamam mühendis insanım ama dilekçenin çok zayıf olduğunu anlamak zor değil. "Avukat Bey çocuğun yüzünde iz olmadığına dair fotoğraf falan koysaydık?"

-Olmaz bakın hukuk çok farklı bir şey anlamamanız çok doğal. Dilekçe çorba gibi olur.
- İyi peki ne diyeyim hayırlısı olsun (bir yandan gitti 5.000 TL diye dövünmek.)

Nitekim ki o dilekçe kabul edilmedi, çok şaşırdık.

Daha sonra İzmir'den daha önce de görüştüğümüz arkadaşımızın bir akrabası olan Av. Hakkı Çelik'e gittik tekrardan. Adam 33 yıldır bu işlerle uğraşıyor ve bugüne kadar bize dediği her şey oldu. Çocuklar salak mısınız kandırdılar sizi, siz niye bana güvenmediniz dedi. Babacan ve güven verici bir tavırla yaklaştı bize her zaman. İşi geçen hafta devraldı, 2 fotoğraf 1 dilekçeyle mahkemeye gidip başvurusunu yaptı.

Sonuç: Yeniden yargılanma talebimiz kabul edildi, o hıyarın suratında iz olmadığının tespit edilmesi için yeniden Adli Tıp'a sevki gerçekleştirilecek.

Hıyara not: Ah be hıyarcığım, o düğünlerde çekildiğin kabak gibi selfie'leri Facebook'una niye yükledin?

Sana da bir lafım var Sayın kadın programlarına çıkan Türkiye'nin 1 numaralı avukatı!
Demekki siz anlamazsınız demekle ve hayal satmakla olmuyormuş, demekki öğreneceğiniz daha çok şey varmış.






16 Nisan 2015 Perşembe

The Best of Acılar




Genel anlamda mutlu bir yaşantım oldu hep şükrettim. Elbette ölümler gördüm acı çektim ama bu olay the best of acılara girmeye hak kazandı.

Benim için çok değerli birinin hayatı mahvoldu hem de bunda benim de payım var. Belki de istemeden kötülük yaptım dolaylı yoldan da olsa evet suçluyum. Hayatımda ilk kez "Keşke.."dedim. Çaresizim elimden geleni sonuna kadar zorluyorum ama şuan beklemekten başka çarem kalmadı. Ben bu haldeysem o kimbilir neler yaşıyor diyorum daha da mahvoluyorum. Haber alamamak nasıl olduğunu bilememek, sesini duyamamak çok acı. Bekleyiş ayrı bir yıpranma sebebi, beklemenin ardı daha bok.

Yaklaşık 1 aydır ruh gibiyim, işe gidip geliyorum gözlerimin altı çökmüş, her gün neyin var hasta mısın sorularından sıkıldım. Yastayım amk.

Geçen hafta ilk kez dışarı çıktım yanımda o yokken. Amaç kafa dağıtmaktı daha da darlandım. Artık bir yerde uzun süre oturmak, eğleniyor gibi görünmeye çalışmak işkence benim için. Oturduğum mekandan ayrıldım çıktım deniz kıyısına bir sigara yaktım onu düşünerek. Onun için manzaranın ve özgürlüğün zevkini yaşadım 10 dakikalığına, belki de hisseder umuduyla.

Çok uzak, hiç aklıma gelmeyen bir durumun içindeyiz, meğer hayatın öncelikleri ne kadar farklıymış akla hayale gelmeyecek şeylermiş. Özgürlüğün sağlık, beslenme ve barınmadan sonra en önemli ihtiyaçlardan biri olduğunu görmek için böyle bir olayın içinde bulunmak gerekirmiş.

Bu günlerde inanç ve umut en önemli güç kaynağı, şuan beni ayakta tutan bu olgulardan başkası değil. Umarım en acısız biçimde atlatılır bu süreç.

Allah hayatımdaki en önemli insanlardan biri olan en yakınıma, arkadaşıma, aşkıma sabır, güç ve bir kez olsun şans versin.

Babamın çok ünlü bir lafı vardır, bu lafı kullanacağım ve onaylayacağım hiç aklıma gelmezdi ama şimdi söylüyorum.

" Hayatımı S*keyim"

Bu yazıya konu olan baş kahramanın bu yazıyı okuduğunu hayal ediyorum ve ardından şunu söylüyor

"Üzülme baba yak bi cugara..."

Neyse bi sigara yakayım.

4 Şubat 2015 Çarşamba

Kariyer Tipleri de Var İmiş



Selam,

Ay içim darlandı, yine attım kendimi bloğumun serin sularına.

Bugünlerde yine sıkkınım, kafam bozuk, yine takmış durumdayım niye bütün günümü işyerinde geçirmek zorundayım diye...Kendimi hapsolmuş özgürlüğüm kısıtlanmış hissediyorum. Niye haftada bulunan 168 saatimin %37,2'sini iş için harcamak zorundayım. Bu mudur yaşam kahrolsun kapitalizm!! (Ki iş konusunda şanslı insanlardanım her cumartesi işe giden arkadaşlarım bi dünya)

Bu benim istediğim yaşam değil, çalışmak istediğim alan bu değil diye düşünmekteydim yine. Sonra birden mailime şu anket düşüverdi.

https://surveys.universumglobal.com/markets/turkey/distributions/uludg

Yani aslında habire şikayet eden, negatif düşünen, olumsuz bir tip değilim. Kendimi çok iyi motive edebilirim ama dönem dönem işteki monotonluk ve haz alamama beni böyle bir insana çevirebiliyor.

Sıvadım kolları hadi dedim hem kariyer tipimi öğrenmiş olurum hem de biraz işten sıyrılıp kafa dağıtırım.

Şu hayatta en çok istediğim şey yapmaktan haz duyduğum, geçen vakti unuttuğum, şevkle gidip geldiğim bir işe sahip olmak. Daha önceki bi yazımda da bahsetmiştim zaten. http://selambenb.blogspot.com.tr/2014/07/hayalimdeki-is-hayat.html


"Bireyin iş yaşamından aldığı doyumu belirleyen en önemli faktörlerden birisi kişiliktir. Dolayısıyla, çalışma hayatında mutlu olmanın, hedeflenen kariyere ulaşmanın ilk adımı, kişilikle uyumlu bir kariyer seçimi yapmaktan geçmektedir (Holland, 1959).
Holland’a göre belirli kişilik özelliklerine sahip bu bireyler, belli nitelikteki işlere ilgi duyabilmektedirler (Aytaç, 1997: 92)."

Bunun için de insanın kendisini tanıması hangi yöne eğilimi olduğunu ve ne istediğini bilmesi gerekiyor ve malesef bizler çok küçük yaşlarda kariyer alanımızı belirlemek zorunda kalıyoruz.

Sonuca gelirsek anket sonucunda kariyer tipim "Girişimci" olarak çıktı. Açıklaması da şöyle:
"Yaratıcı, sürekli kendini geliştirme fırsatları bulunduran, iş çeşitliliği fazla ve monoton olmayan, kişilerle etkileşimi fazla olan işler ilgimi çekermiş."

Sanki bana uyuyor, çalışmak istediğim iş tanımıyla hemen hemen örtüşüyor gibi.

Diğer kariyer tipleri ise şöyle:
-Avcı
-Lider
-Enternasyonelist
-Harmonizör
-Kariyerist
- İdealist

Neyse canlar, hadi inşallah diyelim ve konuyu kapatalım...


28 Ocak 2015 Çarşamba

Kötü Niyetli Yazı



Bazı insanlar beni itiyor, bilmiyorum herkesin başına benzer şeyler geliyor mudur ama, bazı kişilerin konuşması, ortamda bulunması bile beni rahatsız etmeye yetiyor ki normalde gayet insancıl bir tipim ve genelde herkesi severim. Bu bahsettiğim tip kişilerin bana kesinlikle zararı/kötülüğü dokunmamıştır onu da belirteyim.

Bu olayın bir açıklaması olmalı, neden böyle hissediyorum diye anlamlandıramıyorum bir türlü ve sonucunda da kendimi kötü hissediyorum. Kötü hissetmemin nedeni içimden sürekli o kişileri aşağılamam. Mesela böyle yan tarafımda çalışırken mırmır mırıldanması, espri yapması bile sinirime dokunuyor. Sürekli kendini övmesi ise çıldırtmaya yetiyor. Sanki bana kötü niyetlilermiş gibi geliyorlar. Ama sonuç olarak bu düşünceyle ben kötü niyetli olmuş oluyorum böyle bir kısırdöngü işte. Bu tip kişilere beslediğim duygular kesinlikle nefret etme, onlara zarar gelmesini isteme değil daha başka bir şey. Aynı ortamda bulunduğumda enerjimi aşağı çekiyor gittiğinde rahatlama hissediyorum. Çok enteresan.

Bu da böyle gereksiz bir yazı oldu işte. Neyse şuan bu negatifliğimle başbaşa kalmalıyım:(

Bayab B. Boş Zamanlarında Zamanda Yolculuk Yapmayı Çok Sever...


Hiç zamanda yolculuk yaptığınızı hayal etmiş miydiniz sayın okuyucu? Durup ciddi ciddi hayalini kurmasanız bile, şöyle yapsaydım acaba şuan ki durum ne olurdu gibi düşünceler muhakkak kafanızdan geçmiştir.

Ben bu aralar Kelebek Etkisi misali bir hayat yaşamaya başladım, devamlı bir fantastik hayaller, kaderi değiştiren hamleler yaptığımı düşünmeler falan, yine işsizliğim hat safhaya ulaştı.

İşte hep bunlar son zamanlarda ardı ardına izlediğim zaman yolculuğu hikayeli filmler yüzünden.




Siz de izleyin hayatınızı fantastik öğelerle süsleyin ki tek deli ben kalmayayım. Monoton yaşamlar için birebir zamanda yolculuk filmleri listemi sizlerle paylaşmaktan onur ve şevk duyarım güzel okuyucu:)

Source Code

Source Code
Yönetmen: Duncan Jones
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Michelle Monaghan, Vera Farmiga
Tür: Bilim-kurgu
Tarih:2011
IMDB Puanı:7.5
Konusu: Yönetmen Duncan Jones'un yeni bilim-kurgu projesi 'Yaşam Şifresi', kendini devlet destekli gizli bir deneyde bulan askerin heyecan dolu macerasını anlatıyor.

Geçen haftasonu izlediğim tazecik bir film. Yine bir zamanda yolculuk hadisesi. Ya ben bu Jake Gyllenhaal'a aşığım sanırsam. 3 haftadır aralıksız onun oynadığı filmleri izliyorum, sapık misali.

Reconstruction
Yönetmen: Christoffer Boe
Oyuncular: Nikolaj Lie Kaas, Maria Bonnevie, Krister Henriksson
Tür: Romantik-Drama
Tarih:2003
IMDB Puanı:7.5
Konusu: Alex, güzel sevgilisi Simone ile düzenli bir hayatı olan Danimarkalı genç bir fotoğrafçıdır. Bir akşam metroda karşılaştığı bir kadının peşinden gider ve kız arkadaşı Simone’ye hiçbir şey söylemez. Onunla bir barda sohbet etmeye başlarlar. Alex, kendi içinde Aimee’yi ömrü boyunca tanıyormuş gibi bir his duyar. Gecenin sonunda ertesi gün buluşmak üzere sözleşirler. Ancak Alex evine döndüğünde yaşadığı ev artık yok olmuştur. Ne ailesi, ne de sevgilisi onu kimse tanımamaktadır. Alex tüm geçmişini, kimliğini yitirmişken, onu tanıma şansı olan ve kim olduğunu ispat edebilecek tek kişi Aimee’dir. Fakat sorun düşündüğü kadar kolay çözülemeyecektir.

Konusundan da anlaşılacağı üzere kafa yakan filmlerden. Anlamlandırmaya çalışarak boşuna yorulmayın, filmin keyfini çıkarın yeter.

The Time Traveler's Wife



Yönetmen: Robert Schwentke
Oyuncular: Eric Bana, Rachel McAdams, Ron Livingston
Tür: Drama, Fantastik, Romantik
Tarih:2009
IMDB Puanı:7.1
Konusu: Audrey Niffenegger’ın romanından uyarlanan film Henry DeTamble adında bir zaman yolcusunun Clare Abshire ile tanışma ve aşk öyküsünü anlatır.



Bana About Time filmini anımsattı zaten her iki filmde de aynı hatunu görüyoruz. "Ayy ben Romantik tarz severimmmm" diyenler için süper seçim.

Donnie Darko

Yönetmen: Richard Kelly
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Jena Malone, James Duval, Maggie Gyllenhaal

Tür: Bilimkurgu, Dram, Fantastik
Tarih: 2001
IMDB Puanı:8.1
Konusu: 80’lerin sonunda geçen öyküde, Donnie Darko adında 16 yaşında bir genç, bazı gerçek olmayan görüntüler görmeye başlıyor. Özellikle de tavşan kostümlü bir adam beliriyor sık sık. Çevresiyle uyum sorunu yaşayan genç, ailesinin ve okulun kendisi için çizdiği yoldan ayrılıp, esrarengiz misafirinin izinden gidecektir...

Zaman yolculuğu denildiğinde bu filmi atlamak ihanet olurdu. Sadece bu türde değil ömrüm boyunca izlediğim filmler içindeki en favori filmlerimden. Ve tabiki de yine Jake GyllenhaalAşkla bağlıyım.
Bir de ismini Karanlık Yolculuk olarak çevirmeselerdi iyiydi, insanda 3. sınıf bir korku filmiymiş havası uyandırıyor:(



Predestination
Yönetmen: Michael ve Peter Spierig
Oyuncular: Ethan Hawke, Sarah Snook ve Noah Taylor 
Tür: Bilim-kurgu
Tarih:2014
IMDB Puanı:7.5
Konusu: zamanda seyahat edip olmuş ya da olası olayların önüne geçmeye veya suçluları yakalamaya çalışan bir zamansal ajanın hikayesini konu eder. Gizli bir serivise bağlı çalışan ajanın son görevi ise; 1975 yılında New York'ta yaptığı bir patlamada 11.000 insanın ölümünden sorumlu olan Fiyasko Bombacısı adlı kişiyi bulup bu patlamanın hiç yaşanmamış olmasını sağlamaktır... Görevi için 1970 yılına New York'ta bir barda, barmen olarak çalışmaya başlayan ajan orada “Evlenmemiş Anne” rumuzlu John isimli bir köşe yazarıyla tanışır. Küçük bir bar sohbetiyle başlayan ikilinin sohbeti, gecenin ilerleyen saatlerinde daha da derinleşir.

En etkilendiğimi en sona bıraktım. Filmi izledikten sonraki tepkim: Kafam Yandı! oldu. Valla nasıl söylesem kendini bir kısırdöngü içinde bulmak istiyorsanız tam bir paradigma aşığıysanız, bu film bulunmaz nimet. Yan etkileri ruh sağlığında bozulma, neden sonuç ilişkisini yitirme:)

Şimdi sırada Edge of Tomorrow, Frequency var. Haydi bakalım bana iyi yolculuklar...

13 Ocak 2015 Salı

Doğa Yürüyüşlerine Başlıyorum- Çünkü İşsiz Olmak Bunu Gerektirir

Her gün bir yeni B. ile karşı karşıyayız. Devamlı aklıma bir şeyler geliyor. İşsizlik herhalde deyip geçiştiriyorum. Dün gece aklıma gelen son fikir yakınlardaki bulunan doğal güzellikleri keşfetmek. Bu fikir aklıma nereden geldi onu da açıklayayım. Yazın Olympos'a gitmiştik ya orda umarsızca dağ taş yürümüştük, baya bir zevk almıştık o geziden. Dün dedim ki kendi kendime, bu iş için taa Olympos gibi yerlere mi gitmek lazım, bulunduğum civarda da elbet vardır doğal güzellikte olan yerler dedim ve araştırmaya koyuldum.

Bu doğa yürüyüşleri için öyle kulübe falan yazılmayacağım. 2-3 arkadaş bu aktiviteyi yapmak için yeterli. (Henüz o 2-3 arkadaşın durumdan haberi yok.)

Bunun için ilk sağlam bir araştırma yapmak lazım, içimden bir ses bolca kaybolacağımı söylüyor.
Allah'tan elimizde internet gibi bir nimet var. Çeşitli gezi bloglarından gezilecek bir kaç parkur bulabilirim diye düşünüyorum. Şuan aklımdan geçen bir kaç yer var.

-Değirmendere Şelalesi:

İzmir’in Menderes ilçesine bağlı Değirmendere köyünde bulunan bir yermiş. Şelale dendiğine bakmayın musluk gibi bir şey:) Yaza doğru gidilirse suya girme fırsatımız da olur. Bunu Hazirana saklıyorum.



-Karagöl:

Yürüyüş parkuru nereden başlar hiç bir fikrim yok ama gidilecek yerler arasında en başta Karagölü koyuyorum.




-Kemalpaşa Nif:



Ve tabiki de Spil Dağı:

Manisa Spil Dağı 29 Ocak 2011

Havaların güzel olduğu ilk pazar geziye başlıyorum. Belki de günlük bloğum birden seyahat bloğuna dönüşüverir:)

Haydi görüştük...

8 Ocak 2015 Perşembe

2015 Yılı Hedeflerim:)




Toplam Kalite Yönetimi savunucularından biri olarak özel hayatımda da performans göstergeleri belirleyip hedef koymam doğru bir davranış olur diye düşündüm ve sıvadım kolları...

Uzun uzun düşündükten sonra şu göstergelerde karar kıldım:

-Yoga: Yogada kendini geliştir. Haftada en az 3 kez Yoga yap, bol bol araştır ve yoga videolarını izle. Yaza ödülün var. Olymposta Yoga yapmak.


- Kitap: Her ay en az 1 kitap bitir. Okuyacağın kitapların en az yarısı dünya klasiklerinden olsun. (düşük bir rakam olduğunu biliyorum ama son 2 yıldır okuduğum kitap sayısı içler acısı)

- Film: İzlenmesi gereken filmler listesi yap ve 2015 yılı içerisinde hepsini izle.

- Tiyatro: 2015 yılı içerisinde en az 6 oyun izle. (en son tiyatroya çocukken gittiğim düşünülürse gayet zorlayıcı bir rakam)

- Aile: En az 2 ayda 1 aileni ziyarete Aydın'a git.

- İyilik: Bu konuya odaklan. Huzur evini ziyaret, çocuk yurdundaki kimsesiz çocuklara oyuncaklarla ziyaret ya da maddiyat yönünden birilerine yardım ederek ruhu doyuracak şeyler düşün ve uygula.

-Hobi: Yağlı boya yapmaya yeniden başla. 2015' te kendimden en az 4 tablo istiyorum. Sevdiklerine hediye et, başta annene.


- Yeni hobi edin: Ayda 1 pazar Dünya mutfaklarından yemekler yapmayı dene, zehirlenme pahasına da olsa sevdiklerine güzel sofralar hazırla.



- Rüyalarını yönetmeyi öğren: Rüyalarını hatırlamaya çalış, beynini zorla. Rüyalarını not almaya başla.

- Doğayı sev: Çöplerini ayırarak atmaya başla ve 2015 yılı içerisinde en az 6 ağaç dik.



- Her yıl yeni bir yer gör.



Bunu yazarken bile aldığım haz inanılmazken uyguladığım zamanki aldığım zevki düşünemiyorum. Bence her insanın kendini geliştirmesi ve hayattan daha fazla zevk alması adına yapması gereken bir şey bu KPI (Key Performance Indicator) ve hedef belirleme olayı. Burada uzun uzun size Toplam Kalite ve Süreç Yönetiminden bahsetmeyeceğim tabi ki ama yine de insan düşünmeden edemiyor.
İşim özel hayatımı ele mi geçirdi acaba:)

(YAPMADI!:)) şaka şaka yapcam.

Bir de Kişisel Kaizen (sürekli iyileştirme) uygulama fikrim var bu artık başka bir yazımın konusu olsun:)