26 Ocak 2016 Salı

İstenilen Gerçekliğin Frekansına Uyumlanmak


Hepimiz potansiyel süper kahramanlarız.

Çok klişedir her kişisel gelişim kitabında yazar.

"Bir şeyi çok istemeniz onun gerçekleşmesi için yeterlidir."

Afilli versiyonu:

"“Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur. O gerçeklik size ait olur. Bundan başka bir yol yoktur. Bu felsefe değildir. Bu fiziktir!” Albert Einstein

Her gün binlerce düşünceler geçer kafamızdan- ki bu düşüncelerin %95'i bir önceki gün düşündüklerimizle hemen hemen aynı imiş.- Bu düşünceleri kontrol etmek ise gerçek hazzın anahtarı.

Devamlı Allah'ım hayat bok gibi deme, bok gibi olur.

Amma şansızım deme, başına gelmeyen şey kalmaz.

Kendime not:  İSTENİLEN HAYATI YAŞAMAK MÜMKÜN! Napalım kaderim böyle deyip kabullenme, geleceğin bir yerlerde yazılı değil onu sen şekillendiriyorsun.

Bu durum kesinlikle felsefe ya da kişisel gelişim zırvalığı değil. Tamamen bilimsel olarak kanıtlanmış bir kanun var. "Rezonans Kanunu"

Peki nedir bu Rezonans Kanunu?

Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.

Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir.

Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur.

Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor: BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER.

Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir. Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir. Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir. Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir.

Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki. Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir.

İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir. Pierre Franckh


Uzun yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınız aklınıza geliyor, bir de bakmışsınız ki birkaç gün sonra bu arkadaşınız yolda karşınıza çıkıvermiş.

Bu gücün farkında olarak yaşamanın, insanın yaşam kalitesini yükselttiği kanısındayım.

Tabi istenilen şeyin mantıkla değil de kalpten istenmesi önemli. Kalbin sadece kan pompalama görevi olmadığı yıllar önce ispatlandı. Kalbin yaydığı magnetik ve elektriksel alan beynin yaydığından kat be kat fazla. Herkesin hayatında birçok kez çok yoğun duygular yaşadığı bir an olmuştur. Melankoliden etlerin mi parçalanıyor hemen isteğine odaklan, işe yarıyor test ettim. Bu aralar bunu yapamıyorum çünkü hayatın rutinine kaptırdım yine kendimi, robotlaştım hissizleştim.
Bu aralar yine kendimle baş başa kalıp duygu yoğunluğu yaşamaya ihtiyacım var bu yazı ona aracı olacak, hissediyorum.

Rezonans kanunu örneklerini ben de yaşadım Depeche Mode'u İstanbul'a sokmayan kişi benim:)

Başka bir zaman sevgilim kapalı cezaevinde 4.ayındayken o bahsettiğim yoğun duygu boşalmasını yaşadım. Ertesi gün şiş gözlerle iş yerine gittiğimde karşıma çıkan haber çok manidardı.

"Örtülü af geliyor" Özetle açık cezaevine 4 ay önce geçme hakkı kazanmıştı ve 2 gün sonra şuan eve gidiyorum diye telefon etmişti.

Valla siz diyin kader ben diyim rezonans:)

Haydi görüştük:)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder