22 Kasım 2016 Salı

Kalder 25.Kalite Kongresi Ardından

Kalder yine muhteşem bir kongreye ev sahipliği yaptı. Bu benim Kalite kongresine 2. katılışım, gönül ister ki her sene bu deneyimi yaşayayım ama zor tabi.

Kongrenin bu seneki teması "Yeni Normal" idi.

Bir zamanlar uzak Virane kentinde bilge ve güçlü bir kral hüküm sürüyordu. Bu kentin ortasında suyu serin ve berrak bir kuyu vardı. Kral ve saray halkı dâhil bütün kent oradan su içerdi. Bir gece herkes uyurken bir cadı kente girdi ve kuyuya garip bir sıvıdan yedi damla damlattı ve dedi ki: "Bu saatten sonra bu sudan kim içerse delirecek." Ertesi sabah kral ve mabeyincisi dışında herkes kuyudan suyunu içti ve cadının söylediği gibi delirdi. Kral ve mabeyincisi zekilik yaptıklarını düşündüler fakat o kadar delinin içinde akıllı olmak "NORMAL" olmamaktı. O gün boyunca insanlar dar sokaklarda ve pazar yerlerinde birbirlerine şundan başka bir şey söylemediler: "Kral delirmiş, kral ve mabeyincisi akıllarını kaçırmış. Kuşkusuz deli bir kral tarafından yönetilemeyiz." Kral, akşam bir kuyudan kadehin doldurulmasını emretti ve kadehten bol bol içti ve mabeyincisine de içirdi. Kral ile mabeyincisi de artık "NORMAL" olmuştu.

Kahlil Gibran, The Wise King

Kongrenin Işık Saçanları, her daim takip edilecekleri:
Prof. Dr. Özgür Demirtaş: Konuşma tarzına, mimiklerine, heyecanına, bilgi birikimine ve çözüm odaklılığına hasta olunası  Kongrenin yıldızıydı.
Ahmet Şerif İzgören: Zaten hayrandık daha da hayran kaldık. Ya ismi çok tanıdık kimdiii:( diyenler için Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır diyorum.
Ali Çağatay: Abdullah Gül'e laf sokuşları <3 Ben
Damla Birol: (Türk Tuborg Ceo) Tek kelimeyle My Woman! O karizma, duruş, parıltı tüylerimi diken diken etmeye yetti. damlabirol.com bloğununun bundan böyle azılı takipçisiyim. İş değiştirirken kesinlikle Türk Tuborg'u zorlamaya karar verdim.
Kevin Warwick: İnsan kongrede kendini ne kadar bilim kurgu içerisinde hissedebilir? Tam anlamıyla inanılmazdı. Ortaokul yıllarında çokça haşır neşir olduğum bilim ve gelişmelerden bu kadar uzaklaştığım için kendime küfrettim. Cyborg nedir, yapılan deneyler hakkında çok enteresan bir oturumdu.

Kongrede İlgimi Çeken Bu Konuyu Detaylamasına İncelemeliyim Dediğim Konular:
Cyborg
Endüstri 4:0
Fırsat Eşitliği Sertifikası
Turkish Win ve Binyaprak projesi (Hatta 2 Aralıkta İzmirdeler.)

Maxim Gorki okuyan fırıncı çırağının hikayesi
Sistema Venezzuella (müzik sistemi) araştırılacak (bana neyse:) sadece merak işte)

Okunacak Kitaplar
Ulusların Düşüşü
Dr Jekyll and Mr. Hyde (ah hangi filmi araştırırken duymuştum bu adı bir hatırlayabilsem)
Ana (artık ertelemeye bir dur demenin vakti gelmişti.)

Dip notlar:
Artık şirketlerde performans ölçümü yerine potansiyel ölçümü var

Mutluluk=varoluşu becermek
Varoluş için
1-seveceksin
2-üreteceksiz (haz)

Niteliksel değerler peşinden koşan mutluluğa yakındır, para pul mal mülk insanın hazzını doyuramaz tam tersi boşluğu artırır. (kapitalizm sen nelere kadirsin:( )

olmak>sahip olmak (o yüzden deneyimler mal mülkten daha önemli.)

Kişinin potansiyeli baskı altında çıkar.

Çocuklarınızı başarısızlıklardan korumaya çalışmayın, başarısızlıkları sonucunda potansiyellerini ortaya çıkarmasını sağlayın.

Cam tavan: Feminist kuramdaki glass ceiling (cam tavan), kadın'ın iş hayatında sadece belli bir noktaya kadar yükselebilişi; buranın ötesine ilerlemesinin, karar verme yetkisine sahip insanların -nihayetinde ataerkillikle bağlantılı- bir dizi bilinçli/bilinçsiz düzenlemeleriyle engellenişi durumunu anlatmak için kullanılan mecazi bir kalıp imiş. Bunu da öğrenmiş bulundum.

Söz uçar yazı kalır mantığıyla kongre deneyimlerimi aktarmış bulunayım, umarım devamı gelir diyerekten yazımı noktalayayım.

Kaliteli günler dilerim:)

9 Kasım 2016 Çarşamba

Happy End Şeysi


Görsel sonucu

Yine yeni bir B. ile karşınızdayım.
Zorlu bir süreçten geçeceğimden bahsetmiştim geçenlerde, ahanda şu yazı:
http://selambenb.blogspot.com.tr/2016/10/babaya-itiraflar-seans.html

Umarım iyi haberlerle dönerim demiştim bloğuma, haberler iyi:)

Şimdi buraya yazsam yıllardır yaşadığım iç hesaplaşmamı, can çekişmelerimi, o yoğunluğu aktarabilir miyim? Bilemiyorum Altan.

Üzerimde yaklaşık 9 yıldır biriken bir yükün bir anda kaybolması derin bir boşluk bıraktı bünyemde.
Redd gurubu şu sıfat tamlamasını benim bu durumum için keşfetmiş sanki:

MÜKEMMEL BOŞLUK.

Bir kuş gibi hafifledim efendim, hayat amacım bir nebze sekteye uğradı ne yapacağımı şaşırdım başta ama mutluluk hissi çabucak yer etti bünyemde.

Haa bu arada 1 aylık zaman içinde yerine başka başka endişeler gelmeye başladı o ayrı bir mevzu. Hatta öyle endişeler ki kabuslar görülmeye başlandı.

Yavaş yavaş evlencem kezbanlığı moduna geçiş yapmak istiyorum ama elimde değil içimde yok. Düğün salonları işini otomatikman annemlere pasladım, dediklere her şeye ooo süpermiş diyorum, tabak bakarken bayılasım geliyo, koltuk modellerinden tiksiniyorum. Tek zevk aldığım konu değişik gelinlik modeli bulmaya çalışmak ve bunu ucuza getirmek. Yeni hobim.

İçim sıkıldı, işime geri dönüyorum.

by.

7 Ekim 2016 Cuma

Babaya İtiraflar Seansı



Baba nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Aslında bu haftasonu eve sizi ziyarete gelmemin bir amacı var. Sonunda cesaretimi toplayabildim ve sizinle konuşmaya karar verdim. Niye bu kadar beklediğimi soracak olursanız da tek diyebileceğim korkaklık.

Bugüne kadar hep merak etmişsinizdir. Yaşıtlarım evlenirken benim bırakın evlilik hayali kurmamı bugüne kadar bir erkek arkadaşımın olmaması tuhafınıza gitmiştir. Kendimle çok savaştım, emin olmak istedim. Ben erkeklere karşı zerre ilgi duymuyorum. Elimde değil olmuyor.

Şok etkisi sessizliği...

Hehehhhehh. Nasıl da ödünüz koptu ya kıyamam.

Çıtayı Allahuekber Dağlarına yükselttiğime göre esas konumuza geri dönelim.

Benim uzun bir süredir erkek arkadaşım var, hem de oldukça uzun bir süre. Biz artık evlenmek istiyoruz. Nasipse yaza yeni hayatıma başlamak istiyorum.

Ne mezunu, nereli, anası babas neci?

Eminim isminden önce bu soruların sorulacağından. İşin kötü tarafı 3 sorunun cevabı da ofsayt. İşte korkunun en temel kök nedeni.

Bundan sonrası artık demogaji yeteneğime ve iletişim gücüme bağlı.

Korkuyoruz blog reyizzz

Şen şakrak bir yazıyla dönüş yapmak dileğiyle...




26 Eylül 2016 Pazartesi

Bloğa Müdahale

Ne yazacağımı bilmeden yine sarıldım klavyemin tuşlarına. Bloğum çok ihmal edilmiş. Benim için iyi, bloğum için kötü bir adım. Bu ihmalim, boşluğumu bir şekilde doldurmama işaret.

Belki yine beyaz yakalılığın getirdiklerinden bahsedebilirim. Geçen okuduğum kitap gibi "Mezeleri Güzel"-süper tespitlerin yapıldığı zannedilip klişelerden öteye gidemeyen bir kitap- Yazık oldu bir kaç saatime. Ben yazsam benzer bir şeyler çıkardı ortaya.Tek fark bu kadar basit bir kitabı yayınlamaya cüret edememem olurdu herhalde. Her şeye neden şu özgüven problemi değil mi zaten:)

Ya da kendi zaaflarımdan bahsedebilirim yine... Yine kendimden öteye geçemeden bir yazı daha eklemiş olurum bloğuma. Dümdüz aynı düşünceler, aynı beklentilerle dolu bir yazı. Yapmak istediklerim ama bi türlü yapamadıklarımdan yepyeni bir liste de oluşturabilirim. Geçen birkaç ay içinde bir sürü yapacak şey gelmişti oysaki aklıma ama hepsini unuttum. Lanet olsun not almadığım bazı şeylere. Hevessiz plansız geçmez hayat... Bir B. klasiği; heveslenecek yeni şeyler bul, heyecanlan ama asla yerine getirme.

Aynı nakarat, hep aynı aynı...

Görsel sonucu


1 Haziran 2016 Çarşamba

Gözümde Canlanır Koskoca Mazi



Selamlar

Uzun zaman önce şöyle bir yazı paylaşmıştım:

http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/04/the-best-of-aclar.html

Mahkemeler, cezaevi, kesinleşmiş ceza...  Bunlar benim sıradan ve monoton hayatıma fazla ağır gelmişti, afallamıştım. Birkaç yıl önce mahkum sevgilisi olacağımı söyleseler gülerdim herhalde, hoş şimdi de bir tuhaf geliyor kendimi bu şekilde etiketlemek..

1 yıl 2 ay cezaevinde kalmak! Ne büyük bir trajediydi bizim için.

Bu olay kesinleştiğinde yaşadığımız buhranı hatırlıyorum, şimdi o duygular ne kadar da uzak... Duygular uzak ama o günleri düşündüğümde yaşadığım kalp sıkışmasının yoğunluğunda hiç bir azalma yok. Bir 10 yıl geçse de değişmeyecek sanıyorum.

Geçen seneki duyguların yerini çoktan tatil ve gelecek planları, hatta başka kaygılar almış durumda. Biraz heyecanlı biraz endişeliyim şuan. Çok değil tam 15 gün sonra "FREEDOMMM!!" diye haykıracak sevgilim. Yine bi cugara yakacağız körfezde denizi izleyerek...Ama bu kez yüzümüzde bunu da mı yaşadık şaşkınlığı olan sersem ve rahatlamış bir gülümseme ile.

Dur mahkeme yeniden başlayacak, dur ha çıktı ha çıkacak, dur denetimli serbestlik uzayacak... diye diye geçirdik bir yılı. Çok acayip, ne kadar çabuk ama ne kadar da uzun zaman geçti gibi...

Bu arada hala bekliyorum.

Ama bu kez son 15 gün.



27 Mayıs 2016 Cuma

Bunalım Hayatlarımız












Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olamayacağız. Hepimiz heba oluyoruz...Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık. Bizim savaşımız ruhani savaş... Ve bunalımımız kendi hayatlarımız...

Chuck Palahniuk

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Yine Bir İngiliççe Vakası

Mühendis olmak güzel ama İngiliççe:( İngilizce her zaman korkulu rüyam olmuştur. Liseden itibaren hiç bir zaman akıcı olarak İngilizce konuşamadım. Hatta akıcı konuşmayı bırak bundan yaklaşık 3 sene öncesine kadar yabancı biriyle tek bir İngilizce diyaloğa girmişliğim bile yoktur. Eski işyerinde İngilizce konuşulması gereken bir ortamda bulunup konuşamadığımda bu bende travma etkisi yaratmıştı ve kursa yazılmama vesile olmuştu.

Yaklaşık 2 ay kursa gittim, konuşma ağırlıklıydı, hocalarım yabancıydı. Üzerimdeki çekingenliği bir nebze atıp iletişim kurmaya başladım, İngilizceyi geliştirmek için egzersizler öğrendim.

Ama hala B aynı B idi. Çünkü 2 ay boyunca üzerine düştüm devamını getiremedim. Yine aynı disiplinsiz B. Bir tek üniversite sınavına hazırlanırken disiplini sağlayabilen B. Buna hala şaşkınım zaten.

Gel zaman git zaman iş değiştirdim, yeni işimde yılda 2 kez anca İngilizce konuşmak zorunda kaldım, dolayısıyla başladığım yere geri döndüm. Return.

Bundan yaklaşık 2 ay önce bir firma aradı -şimdiki şirketime göre çok daha kurumsal bir şirket- görüşmek isteriz dediler, hayhay dedim. Mülakat süperdi ta ki Let's speak English'e kadar. Orda ık mık lar tarzancalar havada uçuşmaya başladı, tam konuşacağım beni bir gülme tutuyor. Kısaca sıçtım. Aradığımız özelliklere çok yakınsınız verimli bir görüşmeydi dediler, ardından İngilizce sınavına beklerizi yapıştırdılar.

Pozisyon tam olarak şöyle: Müşteri şikayetlerini analiz edip çözülmesini sağlayacaksın, devamlı müşteriyle irtibat haline olacaksın, müşteri ziyaretlerine gideceksin, buraya kadar güzel. Ama müşterilerin yabancı:( Yani pozisyonun olmazsa olmazı "İletişim Becerisi" o da İngiliççe:( Buyurdukları sınava girerek aldığım puanla İngilizceme tüy diktim, mülakattaki sıçmığımı bir güzel sıvadım.

3. haftaya girmiş bulunuyorum ve tabi ki de arayan soran yok.

Omuzlarımdan tutup sarsıldım resmen, ayağını denk al yoksa bu bok gibi şirkette çalışmaya mahkumsun dedi hayat bana. Bir güncelleme geldi ve tam olarak 1 haftadır her gün İngilizce çalışmaktayım.

Neler yapıyorum:

1- İlk olarak Dualingo diye bir program indirdim. Basit düzey ama idare eder.
2- TED konferansları uygulamasını indirdim. Her gün 1 İngilizce videoyu İngilizce alt yazılı olarak izliyorum. Videolar yaklaşık 15-20 dk. bu sayede sıkılmıyorsunuz, video içerikleri zaten ayrı bir güzel ufuk açıcı, gaza getirici. Anladıkça daha bir seviniyorsunuz, özgüven aşılıyorsunuz.
Video izlerken bilmediğim birkaç kelimeyi not ediyorum. Bu kelimeleri ertesi gün defterime kaydedip İngilizce anlamlarını yazıyorum ve cümle içerisinde kullanıyorum. 21 kelime ezberledim şimdiye kadar.
3- Bugün başlayacağım bir diğer egzersiz konuşma pratiği. Bunun için howdoyou.do diye bir site buldum. Bu site bizim gibi İngilizce konuşma pratiğini geliştirmek isteyen insanların toplandığı bir sohbet platformu. Her ülkeden üye var, İster yüz yüze konuşuyorsunuz ister mesajlaşıyorsunuz. Çok abaza olduğunu tahmin ediyorum ama deneyeceğim.

Edit: wordtest.com diye bir site keşfettim, kilit açarak ilerlenen oyun tadında bir test sitesi, şiddetle tavsiye edilir.

Her gün bir yeni fikre bu defa İngilizce'yi ekledim, bu defa ki lüzumsuz olmadı, devamının geleceğine inanıyorum.

Öptüm.

26 Şubat 2016 Cuma

The Bucket List


Son zamanlarda aklıma tuhaf tuhaf şeyler geliyor bunu denemeliyim diyorum. Bahsettiğim öyle kişisel gelişim, motivasyon artırma amaçlı "Yapılacaklar Listesi" gibi bir şey değil. Tam tersi hiç bir amaca hizmet etmeyen, bir işe yaramayan tuhaf ve basit deneyimler listesi gibi. Kısacası yine Lüzumsuz İşler Müdürlüğü'mü konuşturuyorum.
Bu liste için elime kağıt kalem alıp oturup uzun uzun düşünmüyorum. Birden bir şey aklıma geliyor bunu denemeliyim diyorum, olay bundan ibaret.

Nasıl beklenti arttı mı? Listem henüz 2 maddeden ibaret, bu muydu len demenize az kaldı:)

1. madde
Halı saha maçı yapmak: Aklıma geliş hikayesi çok acayip, hiç bir bağ kuramıyorum. Hafta sonu eğitime gitmiştik. Mesleğim gereği etrafımda bir dolu erkek var. Eğitim arasında kahve içip sohbet ediyorken birden karşımdaki saplara bakıp düşüncelere daldım ve içimden dedim ki "Halı saha maçı yapmalıyım." 
"Gençler ayarlayın da bi gün halı saha maçı yapalım olma mı?"
Olur yaparız denilip geçiştirildim, galiba şaka yaptığımı düşündüler:(
Neyse işin peşini bırakmayacağım.

2.madde
Bir gün boyunca tesettürle dolaşmak: Madem tesettürlülere anlam veremiyorum denemeliyim belki biraz olsun empati kurabilirim diye düşündüm. Şaka şaka tabi ki de böyle düşünmedim. Yağmur yağıyordu kafama şalımı sardım sarmaladım. İçimden yuh dedim bu halime niye bakıyor adamlar...derken bu düşünce geldi aklıma. Bir gün bildiğin, "türban nasıl bağlanır, türban street fashion" şeklinde internette araştırmalar yapıp bu şekilde arkadaşımla falan buluşmayı düşünüyorum. Belki bira içmeye bile gidebilirim, karar veremedim ama Twitter' a düşmek istemem doğrusu.

Bakalım aklıma daha ne abukluklar gelecek, heyecanla bekliyorum.

Haydin görüştük.

26 Ocak 2016 Salı

İstenilen Gerçekliğin Frekansına Uyumlanmak


Hepimiz potansiyel süper kahramanlarız.

Çok klişedir her kişisel gelişim kitabında yazar.

"Bir şeyi çok istemeniz onun gerçekleşmesi için yeterlidir."

Afilli versiyonu:

"“Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur. O gerçeklik size ait olur. Bundan başka bir yol yoktur. Bu felsefe değildir. Bu fiziktir!” Albert Einstein

Her gün binlerce düşünceler geçer kafamızdan- ki bu düşüncelerin %95'i bir önceki gün düşündüklerimizle hemen hemen aynı imiş.- Bu düşünceleri kontrol etmek ise gerçek hazzın anahtarı.

Devamlı Allah'ım hayat bok gibi deme, bok gibi olur.

Amma şansızım deme, başına gelmeyen şey kalmaz.

Kendime not:  İSTENİLEN HAYATI YAŞAMAK MÜMKÜN! Napalım kaderim böyle deyip kabullenme, geleceğin bir yerlerde yazılı değil onu sen şekillendiriyorsun.

Bu durum kesinlikle felsefe ya da kişisel gelişim zırvalığı değil. Tamamen bilimsel olarak kanıtlanmış bir kanun var. "Rezonans Kanunu"

Peki nedir bu Rezonans Kanunu?

Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.

Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir.

Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur.

Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor: BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER.

Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir. Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir. Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir. Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir.

Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki. Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir.

İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir. Pierre Franckh


Uzun yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınız aklınıza geliyor, bir de bakmışsınız ki birkaç gün sonra bu arkadaşınız yolda karşınıza çıkıvermiş.

Bu gücün farkında olarak yaşamanın, insanın yaşam kalitesini yükselttiği kanısındayım.

Tabi istenilen şeyin mantıkla değil de kalpten istenmesi önemli. Kalbin sadece kan pompalama görevi olmadığı yıllar önce ispatlandı. Kalbin yaydığı magnetik ve elektriksel alan beynin yaydığından kat be kat fazla. Herkesin hayatında birçok kez çok yoğun duygular yaşadığı bir an olmuştur. Melankoliden etlerin mi parçalanıyor hemen isteğine odaklan, işe yarıyor test ettim. Bu aralar bunu yapamıyorum çünkü hayatın rutinine kaptırdım yine kendimi, robotlaştım hissizleştim.
Bu aralar yine kendimle baş başa kalıp duygu yoğunluğu yaşamaya ihtiyacım var bu yazı ona aracı olacak, hissediyorum.

Rezonans kanunu örneklerini ben de yaşadım Depeche Mode'u İstanbul'a sokmayan kişi benim:)

Başka bir zaman sevgilim kapalı cezaevinde 4.ayındayken o bahsettiğim yoğun duygu boşalmasını yaşadım. Ertesi gün şiş gözlerle iş yerine gittiğimde karşıma çıkan haber çok manidardı.

"Örtülü af geliyor" Özetle açık cezaevine 4 ay önce geçme hakkı kazanmıştı ve 2 gün sonra şuan eve gidiyorum diye telefon etmişti.

Valla siz diyin kader ben diyim rezonans:)

Haydi görüştük:)