8 Temmuz 2014 Salı

Kabus Tadında Filmler

İlk ciddi yazımla tekrar karşınızdayım.

Bundan 2 yıl öncesine kadar film konusunda azcık kıttım. Film izlemeyi her zaman sevmişimdir ama hoşlanacağım tarz filmleri bulma konusunda baya kötüydüm.

Bir gün çok sevdiğim bir arkadaşım (şimdi görüşmesek de onu anmış olalım:)) "beğendiğin filmin yönetmenine bak, o yönetmenin diğer filmlerini de izlemeye çalış böylece ne izleyeceğim kararsızlığından kurtulursun" diye bir tavsiyede bulundu.

Vee o günden sonra benim favori yönetmenlerim dolayısıyla favori filmlerimin sayısı otomatik artmış oldu.

Bu bölümde sizlere biraz karanlık, biraz da kafa karıştıran 2 yönetmenden ve onların birkaç filminden bahsedeceğim. Aman dikkat yağmurlu havada arka arkaya birkaç tane izlediğinizde depresyona giriyorum veyahut deliriyorum hissiyatı verebilir:)

David Lynch

Bu tipini yediğimin şahane insanı çok yönlü yeteneği olan yönetmenlerden biri.
Efenime söyleyim kendisinin resimden tutun müziğe kadar çok sayıda sanat dalında yeteneği bulunmakta.
1946 yılında doğan Amerikalı yönetmen filmlerinde kısık sesli gürültüler, çürümüş nesneler, bozulmuş karakterler ve polarize edilmiş karanlık dünyalar kurgulaması ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Kariyeri boyunca aykırı fikirlerini kendine özgü, nesnellikten uzak ve sembolik anlatımıyla cesurca sinema perdesine yansıtan yönetmenin özellikle 2002 sonrasındaki son dönem filmleri, fazla kişisel olmakla eleştirilmiştir.


Ne kadar doğru bilemeyeceğim ama kendisi psikolojisinin çok bozuk olduğu gerekçesiyle psikoloğa gitmiş ve psikologtan tedavi görmenin yaratıcılığını köreltebileceğini duyduğunda bu şekilde yaşamaya devam etme kararı almıştır. Zaten normal bir kisinin bu filmleri yaratması düşünülemezdi.

Bayıldığım Filmleri:

1- Lost Highway (Kayıp Otoban)
Yayın tarihi: 15 Ocak 1997 (Fransa)
IMDB: 7.7
Oyuncular: Bill Pullman, Patricia Arquette, Balthazar Getty, Robert Blake
Süre: 135 dakika
Senaryo: David Lynch, Barry Gifford

Lost Highway David Lynch’in beni en çok saran filmlerinden biri. Filmin başlangıcındaki Dawid Bowie’nin I’m Deranged müziği olsun, film boyunca en hard sahnelerde çalan Rammstein müzikleri olsun beni benden almıştır. Sex ve şiddet sahneleri içeren bir film. Ayrıca filmin çok kısa bir sahnesinde Marilyn Manson’u da görmüş oluyoruz.

Paralel 2 hayat arasında geçen bir film. Üzerinde bolca düşünmeniz gerekecek:)


Konusu kısaca şöyle: (alıntı)

Film Fred Madison'ın (Bill Pullman) diafonda "Dick Laurent öldü" sözünü duymasıyla başlar. Fred ve karısı Renee (Arquette) her sabah evlerinin önünde bir video kaset bulurlar. Video kasette eve gizlice girilmiş ve çift uyurken videoya alınmıştır. Çift, iki detektife başvurur. Bu arada bir caz müzisyeni olan Fred, karısının onu aldattığından şüphelenir. Bir partide gizemli adam ile tanışır. Gizemli adam aynı anda iki yerde olabileceğini Fred'e gösterir. Sabah, Fred yine bir video kaset bulur. Video kasette ise karısını vahşice öldürdüğünü izler. Hatırlamadığını söylemesine rağmen, idama mahkûm edilir ve hapse atılır.


2- Mulholland Drive
Yayın tarihi: 8 Ekim 2001 (Fransa, ABD)
IMDB: 8
Oyuncular: Naomi Watts, Laura Elena Harring, Justin Theroux
Süre: 147 dakika
Senaryo: David Lynch

İlk izlediğim David Lynch filmi olmasından kaynaklanan özel bir hayranlığım var bu filme. Gerçi hepsi benim bebeklerim gibi:) Yine bolbol sürreal sahneler yine bolbol kafa karışıklığı.

Filmin ana fikri: İntihar öncesi fantezi/rüya/hayal (belki de gerçek)




Konusu kısaca şöyle: (alıntı)

Mulholland Çıkmazı (İngilizce özgün adıyla Mulholland Drive), yönetmenliğini ve senaristliğini David Lynch'in üstlendiği 2001 ABD-Fransa yapımı psikolojik gerilim türündeki film. Kara film ve sürrealizmden ögeler sunan filmin başrollerinde Naomi Watts, Laura Elena Harring ve Justin Theroux yer alır. Film, Los Angeles'a gelen ve şehirde kaldığı halasının evinde hafızasını kaybedip saklanan Rita ile karşılaşıp onunla arkadaş olan Betty Elms adlı gözü yukarıda olan bir oyuncunun hikâyesini anlatır. Hikâye, ilgisiz gibi görünen fakat birbirleriyle bağlantılı vinyetler, çeşitli sürreal sahne ve imgeler içerir.

3- Eraserhead

Yayın tarihi: 1 Ocak 1977 (ABD)
IMDB: 7.4
Oyuncular: Jack Nance, Charlotte Stewart, Judith Roberts
Süre: 109 dakika
Senaryo: David Lynch

David Lynch diyip de bu filmden bahsetmemek olmazdı. Film yönetmenin en rahatsız edici filmlerinden. Kendisi David Lynch’in ilk uzun metrajlı filmi olma özelliği taşımaktadır. Bu filmin David Lynch’in sevgilisiyle bir dönem yaşadıkları problemlerden esinlenerek çekildiği söyleniyor. Böyle düşünülmesinin sebeplerinden biri başroldeki Henry karakterinin saçının David Lynch saçına tıpatıp benzemesi olabilir.
Konusu kısaca şöyle:

Kahramanımız Henry’nin kız arkadaşı istenmeyen bir bebek dünyaya getirmiştir. Bebeğin rahatsız edici görüntüsü ve Henry’nin ondan kurtulmak isterken yaşadığı içsel hesaplaşmasını izleyeceksiniz.

Baya kısa oldu:)

Lars Von Trier


Tatlı psikopatlardan bi abimiz de Lars Von Triers. 1956 Danimarka doğumlu yönetmen değişik ve iddaalı söylemlerle de sıkça gündeme gelmektedir.

Nudist Yahudi bir ailenin çocuğu olarak gelişiminde 'duygular, inanç ve zevk' gibi özelliklere pek yer verilmeyen Trier, sonradan kendi yaptığı açıklamalara göre; genç yaşında, sinemayı, birçok şeyi öğrenmek üzere dış dünyaya açılan bir kapı olarak gördü. Kendisine hediye edilen "Süper 8" kamera ile 11 yaşında kendi filmlerini çekmeye başladı ve lise öğrenimi boyunca bağımsız film kariyerine devam etti. (alıntı)

1- Antichrist:


Yayın tarihi: 2009
IMDB: 6,6
Oyuncular: Willem Dafoe, Charlotte Gainsbourgh
Süre: 104 dakika
Senaryo: Lars Von Trier

Filmi izledikten sonraki ilk tepkim Allah belamı verseydi de bu filmi izlemeseydim olmuştu. Pazar gününün olağan kasveti üzerine bu filmi izlemem iç sıkıntısı konusunda bende duble etki yarattı.
Filmden çıkarılması gereken ders: Kendimizi öyle tezlere, bitirme projelerine falan çok kaptırmıyoruz, özellikle de tarih okuyanlar bu konuda dikkatli olsunlar, delirebilirler:)
Bu arada filmin Andrei Tarkovsky’e adandığını söylemekte yarar var.

Konusu kısaca şöyle: (alıntı)
Senaryosunu Trier’le beraber Anders Thomas Jensen’ın yazdığı film, çocuklarını kaybettikten sonra, bir orman kulübesinde olayı unutmaya çalışan bir çiftin yaşadıkları travmayı, epik bir görsel şölen eşliğinde sinemaseverlere aktarıyor. Willem Dafoe'nun bu filmdeki performansı konusunda destan yazdığını söylemek abartılı olmayacaktır. Özellikle Charlotte Gainsbourg'un da sayrıl kadın karakter rolündeki başarısı kusursuz ve filmin etkisini en üst düzeye çıkartıyor.

 2- Nymphomaniac:


Yayın tarihi: 25 Aralık 2013 (İspanya)
IMDB: 7,2
Oyuncular: Charlotte Gainsbourgh, Stellan Skarsgård,
Uma Thurman, Shia LaBeouf, Stacy Martin
Süre: 145 dakika
Senaryo: Lars Von Trier

Danimarkalı yönetmeni sanıyorum çoğu insan son sansasyonel filmi Nymphomaniac sayesinde tanımıştır. Biliyorsunuz bu film IF bağımsız filmler festivalinde gösterildi. Fakat sinemalarda maalesef sansüre takılarak gösterime girememişti. Evet, filmde çok açık sex sahneleri bulunuyor. Fakat bu sahneler filmin içerisinde öyle işlenmiş ki izlerken bünyede kesinlikle rahatsızlık uyandırmıyor. Diğer filmlerine nazaran oldukça sürükleyici bir film 5 saati hiç sıkılmadan izleyebiliyorsunuz.

Filmin içerisinde bol bol ilgi çekici diyalog ve zıtlık bulacaksınız. Filmdeki baş kahraman hatunun odadaki imgelerden yola çıkarak hikâyelerine başlaması çok hoş ve hasta olunası bir detay.

Konusu kısaca şöyle: (alıntı)

Nemfomanyak bir kadın olan Joe'yu merkezine alan film, baş karakterinin doğumundan 50 yaşına kadar olan hayatına, özellikle de cinsel serüvenlerine odaklanıyor. Soğuk bir kış gecesi yakışıklı bir bekar olan Seligman, yolda dövülmüş halde Joe'yu bulur. Onu evine getirip, yaralarını sarar. Joe bu adamın evinde dinlenirken kendi hikayesini de anlatmaya başlar.

İYİ SEYİRLER:)
















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder