fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2018 Çarşamba

Vizyon Sahibi Film İzleyecisi Bebe

Küçüklüğümüzde yaşadığımız bazı sahneler ne kadar gerçek ve net. En gereksiz bazı enstantaneler bile en ince ayrıntısına kadar akıllarda. Annemin beni ayağında sallayarak uyutmaya çalışması, benim o sırada tv izlemem, annemin durumu fark edip kızması ve bir gözüm açık çaktırmadan izlemeye devam etmem gibi..Ne travmatik ne de çok heyecanlı bir anı olmamasına rağmen bu anıyı böyle net hatırlıyor olmam ne kadar enteresan bir durum.

Çocuklukta yaşadığımız anılar bir yana izlediğimiz diziler, filmler, dinlediğimiz müzikler ve bizde uyandırdığı hisler de çok yoğun olmuştur ben de. Bu durumun yalnızca benim için geçerli olmadığına eminim. Çünkü sosyal medyada 90'lı yıllar paylaşımlarına duygulanan ve iç geçiren bir güruh mevcut.

Benim de 90' larda daha bebeyken izlediğim beynime kazınan ve çok etkilendiğim bir kaç film var.
Bu filmlerin ben de bıraktığı etki bir film izledim hayatım değişti minvalinde.
İşin enteresan tarafı bu filmlerden bazılarını acaba yine aynı etkiyi yaratacak mı diye yıllar sonra tekrar izlediğimde zevkimin hiç de değişmemiş olduğunu gördüm.

Bu filmlerden en ama en ama en favorim E.T
Herhalde bu filmi izlediğimde yaklaşık 4-5 yaşlarındaydım. Çok etkilenmiştim hatta ailemin sakladığı eski çizimlerime baktığımda her 5 resimden 3'ünün E.T olduğunu görüyorum. Diğer iki resim ise lunapark ve eniştemin keliydi. Şu görselde bile içim bir hoş oldu.

İkinci favorim Beter Böcek
Tim Burton hayranlığımın temelleri bu filme dayanıyor olabilir. Belki çocukken görülen kabuslar ve ölüm korkum da bu filmle hortladı. Analiz etmek lazım.

İlgili resim

Diğer bir etkilendiğim -ki bu filmi bir daha hiç izlemedim- Ölüm Kadına Yakışır.
Bu filmi hangi ortamda kimlerle izlediğimi bile çok net hatırlıyorum o derece.
Hatta bu yazı haftasonu tekrar bu filmi izlememe bir vesile olsun.
Ne sayko bir filmdi yareppim resmen algılarım açılmıştı. O zaman kavrayamamıştım ama kadınlara empoze edilen güzellik algılarıyla ilgili etkili bir ironik film olduğunu hatırlıyorum (şayet film gerçekten hatırladığım gibiyse:)-) Demekki instagram önce de hayat böyleymiş. Kesinlikle tekrar izlemeliyim.












Şimdi küçüklük aşkım dizilerden, çizgi filmlerden de bahsetmek farz oldu artık bunu da başka yazıya saklayalım.

by.

26 Ocak 2016 Salı

İstenilen Gerçekliğin Frekansına Uyumlanmak


Hepimiz potansiyel süper kahramanlarız.

Çok klişedir her kişisel gelişim kitabında yazar.

"Bir şeyi çok istemeniz onun gerçekleşmesi için yeterlidir."

Afilli versiyonu:

"“Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur. O gerçeklik size ait olur. Bundan başka bir yol yoktur. Bu felsefe değildir. Bu fiziktir!” Albert Einstein

Her gün binlerce düşünceler geçer kafamızdan- ki bu düşüncelerin %95'i bir önceki gün düşündüklerimizle hemen hemen aynı imiş.- Bu düşünceleri kontrol etmek ise gerçek hazzın anahtarı.

Devamlı Allah'ım hayat bok gibi deme, bok gibi olur.

Amma şansızım deme, başına gelmeyen şey kalmaz.

Kendime not:  İSTENİLEN HAYATI YAŞAMAK MÜMKÜN! Napalım kaderim böyle deyip kabullenme, geleceğin bir yerlerde yazılı değil onu sen şekillendiriyorsun.

Bu durum kesinlikle felsefe ya da kişisel gelişim zırvalığı değil. Tamamen bilimsel olarak kanıtlanmış bir kanun var. "Rezonans Kanunu"

Peki nedir bu Rezonans Kanunu?

Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.

Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir.

Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur.

Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor: BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER.

Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir. Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir. Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir. Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir.

Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki. Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir.

İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir. Pierre Franckh


Uzun yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınız aklınıza geliyor, bir de bakmışsınız ki birkaç gün sonra bu arkadaşınız yolda karşınıza çıkıvermiş.

Bu gücün farkında olarak yaşamanın, insanın yaşam kalitesini yükselttiği kanısındayım.

Tabi istenilen şeyin mantıkla değil de kalpten istenmesi önemli. Kalbin sadece kan pompalama görevi olmadığı yıllar önce ispatlandı. Kalbin yaydığı magnetik ve elektriksel alan beynin yaydığından kat be kat fazla. Herkesin hayatında birçok kez çok yoğun duygular yaşadığı bir an olmuştur. Melankoliden etlerin mi parçalanıyor hemen isteğine odaklan, işe yarıyor test ettim. Bu aralar bunu yapamıyorum çünkü hayatın rutinine kaptırdım yine kendimi, robotlaştım hissizleştim.
Bu aralar yine kendimle baş başa kalıp duygu yoğunluğu yaşamaya ihtiyacım var bu yazı ona aracı olacak, hissediyorum.

Rezonans kanunu örneklerini ben de yaşadım Depeche Mode'u İstanbul'a sokmayan kişi benim:)

Başka bir zaman sevgilim kapalı cezaevinde 4.ayındayken o bahsettiğim yoğun duygu boşalmasını yaşadım. Ertesi gün şiş gözlerle iş yerine gittiğimde karşıma çıkan haber çok manidardı.

"Örtülü af geliyor" Özetle açık cezaevine 4 ay önce geçme hakkı kazanmıştı ve 2 gün sonra şuan eve gidiyorum diye telefon etmişti.

Valla siz diyin kader ben diyim rezonans:)

Haydi görüştük:)


28 Ocak 2015 Çarşamba

Bayab B. Boş Zamanlarında Zamanda Yolculuk Yapmayı Çok Sever...


Hiç zamanda yolculuk yaptığınızı hayal etmiş miydiniz sayın okuyucu? Durup ciddi ciddi hayalini kurmasanız bile, şöyle yapsaydım acaba şuan ki durum ne olurdu gibi düşünceler muhakkak kafanızdan geçmiştir.

Ben bu aralar Kelebek Etkisi misali bir hayat yaşamaya başladım, devamlı bir fantastik hayaller, kaderi değiştiren hamleler yaptığımı düşünmeler falan, yine işsizliğim hat safhaya ulaştı.

İşte hep bunlar son zamanlarda ardı ardına izlediğim zaman yolculuğu hikayeli filmler yüzünden.




Siz de izleyin hayatınızı fantastik öğelerle süsleyin ki tek deli ben kalmayayım. Monoton yaşamlar için birebir zamanda yolculuk filmleri listemi sizlerle paylaşmaktan onur ve şevk duyarım güzel okuyucu:)

Source Code

Source Code
Yönetmen: Duncan Jones
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Michelle Monaghan, Vera Farmiga
Tür: Bilim-kurgu
Tarih:2011
IMDB Puanı:7.5
Konusu: Yönetmen Duncan Jones'un yeni bilim-kurgu projesi 'Yaşam Şifresi', kendini devlet destekli gizli bir deneyde bulan askerin heyecan dolu macerasını anlatıyor.

Geçen haftasonu izlediğim tazecik bir film. Yine bir zamanda yolculuk hadisesi. Ya ben bu Jake Gyllenhaal'a aşığım sanırsam. 3 haftadır aralıksız onun oynadığı filmleri izliyorum, sapık misali.

Reconstruction
Yönetmen: Christoffer Boe
Oyuncular: Nikolaj Lie Kaas, Maria Bonnevie, Krister Henriksson
Tür: Romantik-Drama
Tarih:2003
IMDB Puanı:7.5
Konusu: Alex, güzel sevgilisi Simone ile düzenli bir hayatı olan Danimarkalı genç bir fotoğrafçıdır. Bir akşam metroda karşılaştığı bir kadının peşinden gider ve kız arkadaşı Simone’ye hiçbir şey söylemez. Onunla bir barda sohbet etmeye başlarlar. Alex, kendi içinde Aimee’yi ömrü boyunca tanıyormuş gibi bir his duyar. Gecenin sonunda ertesi gün buluşmak üzere sözleşirler. Ancak Alex evine döndüğünde yaşadığı ev artık yok olmuştur. Ne ailesi, ne de sevgilisi onu kimse tanımamaktadır. Alex tüm geçmişini, kimliğini yitirmişken, onu tanıma şansı olan ve kim olduğunu ispat edebilecek tek kişi Aimee’dir. Fakat sorun düşündüğü kadar kolay çözülemeyecektir.

Konusundan da anlaşılacağı üzere kafa yakan filmlerden. Anlamlandırmaya çalışarak boşuna yorulmayın, filmin keyfini çıkarın yeter.

The Time Traveler's Wife



Yönetmen: Robert Schwentke
Oyuncular: Eric Bana, Rachel McAdams, Ron Livingston
Tür: Drama, Fantastik, Romantik
Tarih:2009
IMDB Puanı:7.1
Konusu: Audrey Niffenegger’ın romanından uyarlanan film Henry DeTamble adında bir zaman yolcusunun Clare Abshire ile tanışma ve aşk öyküsünü anlatır.



Bana About Time filmini anımsattı zaten her iki filmde de aynı hatunu görüyoruz. "Ayy ben Romantik tarz severimmmm" diyenler için süper seçim.

Donnie Darko

Yönetmen: Richard Kelly
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Jena Malone, James Duval, Maggie Gyllenhaal

Tür: Bilimkurgu, Dram, Fantastik
Tarih: 2001
IMDB Puanı:8.1
Konusu: 80’lerin sonunda geçen öyküde, Donnie Darko adında 16 yaşında bir genç, bazı gerçek olmayan görüntüler görmeye başlıyor. Özellikle de tavşan kostümlü bir adam beliriyor sık sık. Çevresiyle uyum sorunu yaşayan genç, ailesinin ve okulun kendisi için çizdiği yoldan ayrılıp, esrarengiz misafirinin izinden gidecektir...

Zaman yolculuğu denildiğinde bu filmi atlamak ihanet olurdu. Sadece bu türde değil ömrüm boyunca izlediğim filmler içindeki en favori filmlerimden. Ve tabiki de yine Jake GyllenhaalAşkla bağlıyım.
Bir de ismini Karanlık Yolculuk olarak çevirmeselerdi iyiydi, insanda 3. sınıf bir korku filmiymiş havası uyandırıyor:(



Predestination
Yönetmen: Michael ve Peter Spierig
Oyuncular: Ethan Hawke, Sarah Snook ve Noah Taylor 
Tür: Bilim-kurgu
Tarih:2014
IMDB Puanı:7.5
Konusu: zamanda seyahat edip olmuş ya da olası olayların önüne geçmeye veya suçluları yakalamaya çalışan bir zamansal ajanın hikayesini konu eder. Gizli bir serivise bağlı çalışan ajanın son görevi ise; 1975 yılında New York'ta yaptığı bir patlamada 11.000 insanın ölümünden sorumlu olan Fiyasko Bombacısı adlı kişiyi bulup bu patlamanın hiç yaşanmamış olmasını sağlamaktır... Görevi için 1970 yılına New York'ta bir barda, barmen olarak çalışmaya başlayan ajan orada “Evlenmemiş Anne” rumuzlu John isimli bir köşe yazarıyla tanışır. Küçük bir bar sohbetiyle başlayan ikilinin sohbeti, gecenin ilerleyen saatlerinde daha da derinleşir.

En etkilendiğimi en sona bıraktım. Filmi izledikten sonraki tepkim: Kafam Yandı! oldu. Valla nasıl söylesem kendini bir kısırdöngü içinde bulmak istiyorsanız tam bir paradigma aşığıysanız, bu film bulunmaz nimet. Yan etkileri ruh sağlığında bozulma, neden sonuç ilişkisini yitirme:)

Şimdi sırada Edge of Tomorrow, Frequency var. Haydi bakalım bana iyi yolculuklar...