8 Eylül 2015 Salı

Yine Eylül Yine Tatil Stayla

Selam

Geçen sene gerçekleştirdiğim, anlata anlata bitiremediğim muhteşem Antalya tatili üzerinden hemen hemen 1 yıl geçmiş. Eylülde tatili bir ritüel haline getirmek istememe rağmen bu sene bu ritüeli yaşadığım olaylar dolayısıyla askıya almıştım.

Ta ki geçen haftaya kadar:)

Geçen hafta aniden böyle bir şey gelmişti başıma:

http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/08/hayat-bana-saka-yaptm-dedi.html

Bu haberin akabinde 2-3 gün sonra beklenen telefon geldi:

"Üzülme baba yak bi cugara"

Erkek arkadaşımın açık cezaya sevki çıkmıştı bile.

"Taksideyim eve gidiyorum akşama teslim olacağım dedi."

Hiç bilmeyenler bunun nesine seviniyorsun diye düşünebilirler. Şöyle tarif edeyim. En yakının ceza evinde, hiç bir şekilde görüşemiyorsun, haber alamıyorsun. Öldü mü kaldı mı hasta mı bilmiyorsun, nasıl olduğunu öğrenebilmen için 1 hafta beklemen gerekiyor. Perşembe günleri sadece 10 dakikalık bir telefon görüşmen var, bıdır bıdır konuşarak anca avukattan haberleri aktarabiliyorsun. Nasıl, ne yapıyor soramadan telefon kapanıyor yüzüne. Çünkü süren doldu.

Hal böyleyken, aklında böyle bir şey yokken ondan gelen telefonun tarifi imkansız. İş umurunda olmuyor, para da öyle, atlayıp taksiye yanına gidiyorsun. Çünkü sadece akşama kadar vaktin var.

Yüzü cıvıl cıvıl anılarını anlattıkça anlatıyor, ev kalabalık, duyan gelmiş, herkes kahkaha atıyor olanlara. Aslında anlatılanlar trajik şeyler ama yanında ya, eğlenceli geliyor herkese. Su gibi akıyor zaman, saatler geçtikçe durgunluk çöküyor herkese. Aydınlıktan karanlığa geçiş gibi, birkaç saat farkla en zıt duygular çarpışmış. Tekrar gidiyor...

İçimiz buruk ama heyecanlıyız, iznim var 4 gün demiş, en iyi şekilde değerlendirmeliyiz diyerek planlar yapılıyor. Hem yakın hem ekonomik olmalı. Sakin yer istiyorum kafamı dinlemeye ihtiyacım var diyor. Gidilecek yer kararlaştırılıyor: KARABURUN

Bu seneki ritüelim sürpriz yaptı bana. Ya saçmalama dedim, sen ritüelsin, monoton olman lazım ne bu aksiyonlar dedim. Akabinde Karaburun tatilimiz başladı.

Karşıyaka'dan İzban ile Halkapınar'a oradan metro aktarmayla Fahrettin Altay'a geçtik. Karaburun dolmuşu hemen kalktı ve yaklaşık 1 buçuk saat sonra oradaydık. Yol fazla virajlı ama keyifli, doğal güzelliği fazla.

Hafta içi olduğu için kalacak yer bulması sorun olmaz diyerek kalma işini gittiğimizde hallettik. Belki çok dolaşmadığımız için bilmiyorum ama bana fiyatlar biraz pahalı geldi. Yani Karaburun da biz tüketiciler yüzünden oldukça şımarmış, gaza gelmiş. Geleceğin Çesme'si olma yolunda ilk adımlarını atmış.

Apart Otel Number One oteli seçtik.

Odalar 2 katlı, asma katta çift kişilik yatak ve yatak odası var. Aşağıda mutfak, kanepe ve portatif yatak... Zorlasan 4 kişi kalırsın zaten nitekim son gün onu da yaptık:)

Denize İncirlikoyda girdik genellikle. Çünkü şezlongları ve koyu gölgelik ağaçlarıyla çok konforlu bir yer. Beach Club gibi ama bangır bangır müziksiz ve giriş ücretsiz. Sadece şezlonga paralı veriliyor ve belediyeye ait bir tesis.
Denizi zaten süper onun için söylenecek söz yok.

İşte böyle bir yer:


Akşam yemeği tercihimizi ilk gece Deniz Kızı Restorandan yana kullandık. Balık taze ve güzel pişmişti ama mezeler tam bir fiyaskoydu. Kalamar lastik gibiydi ve pişmemişti. Bizi cezbeden hemen deniz kıyısındaki masanın boş olması ve kırmızı sandalyeleri olmuştu.

Son gecemizde İskele Restoranı tercih ettik. Mezeler 2 TL daha pahalı ama hem çeşit olarak hem lezzet olarak Deniz Kızıyla kıyaslanamaz bile. Kalamarı da 10 numaraydı.

Karaburun'un en çok sakinliği, doğal güzelliği ve denizi hoşumuza gitti. Akvaryum gibi denizinde saatlerce yüzdük. Manzaraya daldık ses çıkarmadan. Terapi etkisi yaratan doğa bizi iyileştirdi yaşadığımız olayların ağırlığını hafifletti.






Tez zamanda yine gidebilmeyi diliyorum.


25 Ağustos 2015 Salı

Hayat bana "Şaka Yaptım" dedi



Selamlar,

Çok enerjik bir B. var şu an karşınızda.

Dün pazartesi sendromu içerisinde kıvranırken bir haber ile karşılaştım.


ŞOK HABER!

ÖRTÜLÜ AF GELİYOR.

İlk olarak bu şok haberin "Cem Uzan'a Hapis Şok'u" tadında dandik bir haber olduğundan şüphe etsem de heyecanlanmadan duramadım.

Haberi açtığımda heyecanımın çok yerinde olduğunu anladım.

Aynen şöyle:

Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelik değişikliği ile hükümlülerin kapalı cezaevinden açık ceza evine geçiş süresi yarı yarıya indirildi. Yönetmeliğin önceki halinde cezalarının 5’te 1’ini iyi halli olarak çeken hükümlülerin açık cezaevine geçişi öngörülürken değişiklikle bu oran 10’da 1 olarak düzenlendi. Açık ceza evinde 6 ay kalan hükümlülerin şartlı tahliye tarihine 1 yıl kala erken tahliye olabileceklerine ilişkin 2012’de yürürlüğe giren “örtülü af” düzenlemesi ile birlikte değerlendirildiğinde örtülü aftaki ceza indirimleri artmış oldu.

C'mooooonnnnnnnnnnnnnnnnn!!!!

Son zamanlarda aldığım en iyi haber. Bu habere göre erkek arkadaşımın kapalı ceza süresi 4 ay önce sona ermiş oldu. Aralıkta çıkması gereken Açık ceza evine şimdi çıkacak.

Hemen ceza evini aradım, çalışmaların hafta sonunda başladığını, dosyaların incelendiğini ve sevklerin bile başladığını söylediler.

İnanamıyorum Allah'ım nasıl bir hediyedir bu. Bir gün öncesinde ceza evinin çevresinde dolanıp avludan gelen sesleri dinleyip ağlarken, ertesi gün böyle bir haberle havalara sıçradığımı görüyorum.

İşte hayat...

C'est La Vie

21 Ağustos 2015 Cuma

Korkuyorum...Düzelecek mi her şey?

Bir iç çeksem dağlar yıkılacak.

Çok sıkıldım be ciddi anlamda sıkıldım. Dönem dönem oluyorum böyle. Bazen etrafımdaki güç kalkanı birden yıkılıp savunmasız bırakıyor beni. Böyle dönemlerde yazmasam çıldırırım herhalde. Bu bulantı beni bir şeyler yapmaya itiyor nedensizce. Keşke ifade yeteneğim güçlü olsa, akıverse duygularım ama yapamıyorum. Sadece amaçsızca karalıyorum bir şeyler işte.

Hissettiğim tam anlamıyla koca bir boşluk. Beklemekten, ne olacak diye düşünmekten, kendimi tekrar etmekten çok sıkıldım.

Keşke işte olmak zorunda olmasam kalkıp gitsem yanına, şuan onu görmeye camın arkasından da olsa onunla konuşmaya o kadar çok ihtiyacım var ki...Eminim çok sevinirdi beni gördüğünde. Bugün kimsesi olmayacak yanında, ne kadar da yalnız hissedecek bir kez daha.

Her şeyi unutmaya başladı. Beyninin ona oynadığı bir oyun, belki de yaşadığı travmadan korunma amaçlı bilinçsizce yapılan bir eylem bilmiyorum ama önemli önemsiz her şeyi unutuyor. Ruh ve fiziksel sağlığından o kadar endişeliyim ki... Çıktığında eskisi gibi olabilecek mi, gülebilecek mi yine, eğlenebilecek mi?

İşte böyle boktan bir ülkedeyiz. Bir genç nasıl kaybedilir, nasıl harcanır onu görüyoruz. Ülkede insana verilen değer zaten ortada. Her gün karşılaştığımız iş kazaları, terör... buna bir örnek değil mi zaten? Gelişmiş ülkelerde, yaptığın kavganın sonucunda ortaya çıkan basit yaralamanın cezası senin öfke problemini yenmeni sağlayacak tedavilerin zorunlu kılınmasıdır ya da seni sosyal sorumluluk projelerinde görevli olarak çalıştırırlar ki kişi topluma kazandırılsın. Peki bizim gibi bir türlü gelişemeyen ülkeler ne yapıyor? Bir sinir anında ben de dahil hemen hemen herkesin yapabileceği hatalara karşılık kişide travma etkisi yaratacak bir ceza olan hapis cezası vererek yeni suç makineleri yaratıyor. Bir araştırmaya göre hapis yatan mahkumların %80'ini daha önce de hapse girmiş kişiler. Buradan da hapis cezasının ne kadar caydırıcılığı olduğunu görmüş bulunuyoruz.

Erkek arkadaşımla son görüşmemde bana dediği laf şu "Burada benim dışımda ilk kez hapis cezası almış başka kişi yok, benim dışımdaki herkes birer suç makinesi. Dışarı çıktığımda içeride kurduğum bütün dostlukları unutmak istiyorum, korkuyorum... Buradan çıkan bir kişinin suç işlemesi o kadar basit ve doğal ki...Böyle bir kişiye dönüşmekten korkuyorum. İçimde büyüyen kinden, nefretten ve bana yaptırabileceklerinden korkuyorum... "

Fikir sizin? Kişinin böyle bir travmayı atlatması sizce ne kadar kolay?

Şimdi ön yargılarınızı yavaşça elinizden bırakın ve biraz olsun empati yapın bakalım bana hak verecek misiniz?


13 Ağustos 2015 Perşembe

Çalışma Mahkumiyeti



Çok sinirliyim çok.

Daha önce de yazmıştım bambaşka bir iş hayal ederken (http://selambenb.blogspot.com.tr/2014/07/hayalimdeki-is-hayat.html) çalıştığım iş yeri resmen benim düşünceme muhalif bir şekilde kararlar alarak motivasyon düşürme çalışmaları yapıyor.

Yıl olmuş 2015 bizim iş yerinde "odanızda çay var çay içmeye kamelyaya çıkıp durmayın" yasağı geldi. Bence işi garantiye alalım sabah 8'de fabrika müdürümüz bizi odaya kilitlesin, akşam 18:00'de serbest bıraksın.


Bu nasıl bir memuriyet kafasıdır yahu, kaldı mı böyle yönetim anlayışına sahip başka bir yer?

Bir firma tanıyorum sabah açık büfe kahvaltı ortamı yaratıp akşamüstü 17:00'de meyve ikram eden. Onun dışında aynı firma bu saatlerde kek, pasta türü şeylerle çay partisi düzenleniyor.

Başka bir firma tanıyorum, insanlar sabahtan işe istedikleri saatte gelebiliyorlar balığa çıktıkları için. Kimse onlara 2-3 saatin lafını yapmıyor çünkü o insanlar bazen işlerini bitirebilmek adına daha geç saatlerde çıkabiliyorlar. Çünkü esnek çalışma saati diye bir şey var ve herkes sorumluluklarının farkında. Kimse mesaiye kal dendiği için kalmıyor sadece işini bitirebilmek adına geç çıkıyor. Dolayısıyla işleri yoğun olmadığında da geç gelmek onlar için son derece normal. Çünkü o firmalar için çalışan motivasyonu en değerli şey ve değer üreten beyaz yakanın, saatte belli adet üretmesi gereken üretim operatörüymüş mantığıyla çalışması saçma.

Bazen kendimi yarı açık ceza evinde hissediyorum. Resmen küçük Türkiye, ülkenin minyatür modeli.

Belki ekonomi ve bizim gibi çalışanlar için çok büyük bir beddua ama böyle gelişmemiş firmaların piyasadan silinmesini istiyorum, tüm kalbimle...

Bu da ahım olsun. Bir daha Türk kaynaklı firmada çalışırsam kıçımdan şırıngayla kan çeksinler emi.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Ağlayamamak


Haykırarak ağlamak istiyorum şuan, duvarlara vura vura. Bazen tolere edemiyorum yaşadıklarımı, eşik değerimi aşıyorum. O an hunharca ağlamaya ihtiyacım oluyor tam da şuanda olduğu gibi.

Şakaklarımdaki damarlar patlayacak şişmiş sanki tıkanmış, bir haykırsam çözülüverecek gibi her şey.

Ben hala elimden bir şey gelmeden bekliyorum ve bekliyorum. Beklemenin sonu hiç gelmeyecek sanrısına kapıldım, 114 gündür uyuştum, bekliyorum.


Bugün sesini duydum yine. O sesin niteliği benim önümdeki 1 haftanın nasıl geçeceğini belirliyor. Sadece o küçücük ton farkı, "nasıl olsun işte" deki iç çekiş beni öldürmeye yeter.


Özledim, kelimelere dökemeyecek kadar çok özledim onu.
Onu görmekle geçmeyecek bir özlem bu, onu yaşamayı özledim ben. Beraber planlar yapmayı, dışarı çıkmayı, film izlemeyi özledim. Bira içmeyi özledim karşılıklı selamın aleyküm diyerek, üff yarın iş var demeyi/üff hatırlatma dedirtmeyi özledim. Uyumayı özledim içimde umarsız bir rahatlıkla, sımsıkı sarılmasını sonra da sıcaktan dolayı soğuk duvara yapışmasını özledim.

Ruhum yoruldu artık gitgide yanarak kül oluyorum. Küllerimi rüzgara savurduğunuzda özgürlüğüme kavuşmuş olacağım.

Hadi zaman bize yardım et!

14 Temmuz 2015 Salı

Mutsuzluk


Yine içimde bir sıkıntıyla bıraktım kendimi bloğumun serin sularına..

Hayatımı minimumda yaşıyorum bu aralar, zaten genel olarak bu böyleydi, şu can sıkıcı olaylarla bu durum hat safhaya ulaştı.

Mutsuzum, öyle böyle değil, hiç olmadığım kadar mutsuzum.

Bu hayat bana yetmiyor, içimde patlamaya hazır ve nazır bir güç, bir kuvvet var buna eminim. Ama onu bir türlü çıkaramıyorum ortaya. Öğrenmeye, keşfetmeye, üretmeye ihtiyacım var ama nasıl yaparım, ne yaparım, nasıl haz sağlarım bu hayattan inan hiçbir fikrim yok.

Benim kendimi bulmaya ihtiyacım var.

Yıl sonunda yapmak istediklerimi ne güzel de yazmıştım oysa ne kadar haz almıştım, evet başlangıç olarak yapmak istediklerimi yazmıştım bir kenara, peki sonuç?

Sonuç bok, hiç beklemediğim şeylerle karşılastım. Oysaki 2015 süper geçecekti kendimi birçok konuda geliştirecektim. Yapacaklarım az çok belliydi. Şuanki isteğim ne peki: Rölantide yaşamak... Onun biran önce gelmesini beklemek. İşe gidip geleyim, karnımı doyurayım, arada müziklerle hüzünlenip bir bira içeyim, haftasonu gelsin hunharca uyuyayım sadece uyuyayım...

Hayattan beklentim tam olarak bu değildi.

Sıkıldım düzelsin artık her şey.




7 Temmuz 2015 Salı

Artık Anladım, Beklemenin Sonu Yok


Tüm evren bir olmuş benle Ta*ak geçiyor.

Daha nasıl acı çektirebiliriz bu 2 velede çok eğlenceli oluyor izlemesi diyorlar galiba.

Nisan- Mayısta hapis cezasına itiraz dilekçesinin sonucunu bekledim olumsuz çıktı. Tam her şey bitti derken başka bir avukat hayatıma ışık tutmuştu, Haziran başında gerçekleşecek yeniden yargılanmayı bekledim. Yeniden yargılanma için ilk mahkeme gerçekleşti, Adli Tıp Raporunu bekledim, geldik Temmuza.

Dün avukatımız aradı nasıl bir heyecan bayılıcam resmen günlerdir bu anı beklemişim iyi kötü sonuçlanacak diye. Telefonu açarken geçen birkaç saniye boyunca beyin nasıl çalıştı anlatamam. Tüm beynime arılar, karıncalar doluştu. Ölmeden önce derler ya hayat film şeridi gibi gözünün önünden geçer diye. İşte bana da aynen olan o.

"Alo B.'ciğim Adli Rapor çıktı. Çocuğun kaşında iz yokmuş bu iyi bir şey. Ama yanağında varmış Plastik cerrahiye yollayacaklar herifi ordan da EMG çekilecek."

Haydaaaaa..

Arkadaş şaka mısınız? Birileri işkence yöntemini mi değiştirdi, gitgide işkencenin dozunu artırılalım bu kız artık uyuştu hissetmiyo mu dedi anlamıyorum artık.

Biz ülkecek bir şeyleri uzatmayı ne çok seviyoruz ya, dizilerin sonu gelmez, yasal işlemlerin sonu bitmez her şeyimiz böyle, uzattıkça uzatırız, sonunda da bi bok olmaz.

Bir yerlerde benim günlüğü devamlı okuyup da "Vayy be ne heyecanlı hikaye acaba sonu ne olacak" diyen varsa eğer, hadi güzelim kışkış benim hikayemin de boku çıktı artık.

Bu arada 1+0 ne eder 1 eder B.nin Günlüğünün 1. yılı kutlu olsun!

(Böyle bir kutlama hayal etmemiştim gerçi ama...Seneye artık.)


Sevgiler...