1 Haziran 2016 Çarşamba

Gözümde Canlanır Koskoca Mazi



Selamlar

Uzun zaman önce şöyle bir yazı paylaşmıştım:

http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/04/the-best-of-aclar.html

Mahkemeler, cezaevi, kesinleşmiş ceza...  Bunlar benim sıradan ve monoton hayatıma fazla ağır gelmişti, afallamıştım. Birkaç yıl önce mahkum sevgilisi olacağımı söyleseler gülerdim herhalde, hoş şimdi de bir tuhaf geliyor kendimi bu şekilde etiketlemek..

1 yıl 2 ay cezaevinde kalmak! Ne büyük bir trajediydi bizim için.

Bu olay kesinleştiğinde yaşadığımız buhranı hatırlıyorum, şimdi o duygular ne kadar da uzak... Duygular uzak ama o günleri düşündüğümde yaşadığım kalp sıkışmasının yoğunluğunda hiç bir azalma yok. Bir 10 yıl geçse de değişmeyecek sanıyorum.

Geçen seneki duyguların yerini çoktan tatil ve gelecek planları, hatta başka kaygılar almış durumda. Biraz heyecanlı biraz endişeliyim şuan. Çok değil tam 15 gün sonra "FREEDOMMM!!" diye haykıracak sevgilim. Yine bi cugara yakacağız körfezde denizi izleyerek...Ama bu kez yüzümüzde bunu da mı yaşadık şaşkınlığı olan sersem ve rahatlamış bir gülümseme ile.

Dur mahkeme yeniden başlayacak, dur ha çıktı ha çıkacak, dur denetimli serbestlik uzayacak... diye diye geçirdik bir yılı. Çok acayip, ne kadar çabuk ama ne kadar da uzun zaman geçti gibi...

Bu arada hala bekliyorum.

Ama bu kez son 15 gün.



27 Mayıs 2016 Cuma

Bunalım Hayatlarımız












Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olamayacağız. Hepimiz heba oluyoruz...Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık. Bizim savaşımız ruhani savaş... Ve bunalımımız kendi hayatlarımız...

Chuck Palahniuk

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Yine Bir İngiliççe Vakası

Mühendis olmak güzel ama İngiliççe:( İngilizce her zaman korkulu rüyam olmuştur. Liseden itibaren hiç bir zaman akıcı olarak İngilizce konuşamadım. Hatta akıcı konuşmayı bırak bundan yaklaşık 3 sene öncesine kadar yabancı biriyle tek bir İngilizce diyaloğa girmişliğim bile yoktur. Eski işyerinde İngilizce konuşulması gereken bir ortamda bulunup konuşamadığımda bu bende travma etkisi yaratmıştı ve kursa yazılmama vesile olmuştu.

Yaklaşık 2 ay kursa gittim, konuşma ağırlıklıydı, hocalarım yabancıydı. Üzerimdeki çekingenliği bir nebze atıp iletişim kurmaya başladım, İngilizceyi geliştirmek için egzersizler öğrendim.

Ama hala B aynı B idi. Çünkü 2 ay boyunca üzerine düştüm devamını getiremedim. Yine aynı disiplinsiz B. Bir tek üniversite sınavına hazırlanırken disiplini sağlayabilen B. Buna hala şaşkınım zaten.

Gel zaman git zaman iş değiştirdim, yeni işimde yılda 2 kez anca İngilizce konuşmak zorunda kaldım, dolayısıyla başladığım yere geri döndüm. Return.

Bundan yaklaşık 2 ay önce bir firma aradı -şimdiki şirketime göre çok daha kurumsal bir şirket- görüşmek isteriz dediler, hayhay dedim. Mülakat süperdi ta ki Let's speak English'e kadar. Orda ık mık lar tarzancalar havada uçuşmaya başladı, tam konuşacağım beni bir gülme tutuyor. Kısaca sıçtım. Aradığımız özelliklere çok yakınsınız verimli bir görüşmeydi dediler, ardından İngilizce sınavına beklerizi yapıştırdılar.

Pozisyon tam olarak şöyle: Müşteri şikayetlerini analiz edip çözülmesini sağlayacaksın, devamlı müşteriyle irtibat haline olacaksın, müşteri ziyaretlerine gideceksin, buraya kadar güzel. Ama müşterilerin yabancı:( Yani pozisyonun olmazsa olmazı "İletişim Becerisi" o da İngiliççe:( Buyurdukları sınava girerek aldığım puanla İngilizceme tüy diktim, mülakattaki sıçmığımı bir güzel sıvadım.

3. haftaya girmiş bulunuyorum ve tabi ki de arayan soran yok.

Omuzlarımdan tutup sarsıldım resmen, ayağını denk al yoksa bu bok gibi şirkette çalışmaya mahkumsun dedi hayat bana. Bir güncelleme geldi ve tam olarak 1 haftadır her gün İngilizce çalışmaktayım.

Neler yapıyorum:

1- İlk olarak Dualingo diye bir program indirdim. Basit düzey ama idare eder.
2- TED konferansları uygulamasını indirdim. Her gün 1 İngilizce videoyu İngilizce alt yazılı olarak izliyorum. Videolar yaklaşık 15-20 dk. bu sayede sıkılmıyorsunuz, video içerikleri zaten ayrı bir güzel ufuk açıcı, gaza getirici. Anladıkça daha bir seviniyorsunuz, özgüven aşılıyorsunuz.
Video izlerken bilmediğim birkaç kelimeyi not ediyorum. Bu kelimeleri ertesi gün defterime kaydedip İngilizce anlamlarını yazıyorum ve cümle içerisinde kullanıyorum. 21 kelime ezberledim şimdiye kadar.
3- Bugün başlayacağım bir diğer egzersiz konuşma pratiği. Bunun için howdoyou.do diye bir site buldum. Bu site bizim gibi İngilizce konuşma pratiğini geliştirmek isteyen insanların toplandığı bir sohbet platformu. Her ülkeden üye var, İster yüz yüze konuşuyorsunuz ister mesajlaşıyorsunuz. Çok abaza olduğunu tahmin ediyorum ama deneyeceğim.

Edit: wordtest.com diye bir site keşfettim, kilit açarak ilerlenen oyun tadında bir test sitesi, şiddetle tavsiye edilir.

Her gün bir yeni fikre bu defa İngilizce'yi ekledim, bu defa ki lüzumsuz olmadı, devamının geleceğine inanıyorum.

Öptüm.

26 Şubat 2016 Cuma

The Bucket List


Son zamanlarda aklıma tuhaf tuhaf şeyler geliyor bunu denemeliyim diyorum. Bahsettiğim öyle kişisel gelişim, motivasyon artırma amaçlı "Yapılacaklar Listesi" gibi bir şey değil. Tam tersi hiç bir amaca hizmet etmeyen, bir işe yaramayan tuhaf ve basit deneyimler listesi gibi. Kısacası yine Lüzumsuz İşler Müdürlüğü'mü konuşturuyorum.
Bu liste için elime kağıt kalem alıp oturup uzun uzun düşünmüyorum. Birden bir şey aklıma geliyor bunu denemeliyim diyorum, olay bundan ibaret.

Nasıl beklenti arttı mı? Listem henüz 2 maddeden ibaret, bu muydu len demenize az kaldı:)

1. madde
Halı saha maçı yapmak: Aklıma geliş hikayesi çok acayip, hiç bir bağ kuramıyorum. Hafta sonu eğitime gitmiştik. Mesleğim gereği etrafımda bir dolu erkek var. Eğitim arasında kahve içip sohbet ediyorken birden karşımdaki saplara bakıp düşüncelere daldım ve içimden dedim ki "Halı saha maçı yapmalıyım." 
"Gençler ayarlayın da bi gün halı saha maçı yapalım olma mı?"
Olur yaparız denilip geçiştirildim, galiba şaka yaptığımı düşündüler:(
Neyse işin peşini bırakmayacağım.

2.madde
Bir gün boyunca tesettürle dolaşmak: Madem tesettürlülere anlam veremiyorum denemeliyim belki biraz olsun empati kurabilirim diye düşündüm. Şaka şaka tabi ki de böyle düşünmedim. Yağmur yağıyordu kafama şalımı sardım sarmaladım. İçimden yuh dedim bu halime niye bakıyor adamlar...derken bu düşünce geldi aklıma. Bir gün bildiğin, "türban nasıl bağlanır, türban street fashion" şeklinde internette araştırmalar yapıp bu şekilde arkadaşımla falan buluşmayı düşünüyorum. Belki bira içmeye bile gidebilirim, karar veremedim ama Twitter' a düşmek istemem doğrusu.

Bakalım aklıma daha ne abukluklar gelecek, heyecanla bekliyorum.

Haydin görüştük.

26 Ocak 2016 Salı

İstenilen Gerçekliğin Frekansına Uyumlanmak


Hepimiz potansiyel süper kahramanlarız.

Çok klişedir her kişisel gelişim kitabında yazar.

"Bir şeyi çok istemeniz onun gerçekleşmesi için yeterlidir."

Afilli versiyonu:

"“Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur. O gerçeklik size ait olur. Bundan başka bir yol yoktur. Bu felsefe değildir. Bu fiziktir!” Albert Einstein

Her gün binlerce düşünceler geçer kafamızdan- ki bu düşüncelerin %95'i bir önceki gün düşündüklerimizle hemen hemen aynı imiş.- Bu düşünceleri kontrol etmek ise gerçek hazzın anahtarı.

Devamlı Allah'ım hayat bok gibi deme, bok gibi olur.

Amma şansızım deme, başına gelmeyen şey kalmaz.

Kendime not:  İSTENİLEN HAYATI YAŞAMAK MÜMKÜN! Napalım kaderim böyle deyip kabullenme, geleceğin bir yerlerde yazılı değil onu sen şekillendiriyorsun.

Bu durum kesinlikle felsefe ya da kişisel gelişim zırvalığı değil. Tamamen bilimsel olarak kanıtlanmış bir kanun var. "Rezonans Kanunu"

Peki nedir bu Rezonans Kanunu?

Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır. Bu, madde içinde böyledir. Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz. Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir.

Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar. Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir. Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir.

Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar. Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur.

Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor: BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER.

Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir. Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez. Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir. Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir. Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir. Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir.

Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki. Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir.

İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir. Pierre Franckh


Uzun yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınız aklınıza geliyor, bir de bakmışsınız ki birkaç gün sonra bu arkadaşınız yolda karşınıza çıkıvermiş.

Bu gücün farkında olarak yaşamanın, insanın yaşam kalitesini yükselttiği kanısındayım.

Tabi istenilen şeyin mantıkla değil de kalpten istenmesi önemli. Kalbin sadece kan pompalama görevi olmadığı yıllar önce ispatlandı. Kalbin yaydığı magnetik ve elektriksel alan beynin yaydığından kat be kat fazla. Herkesin hayatında birçok kez çok yoğun duygular yaşadığı bir an olmuştur. Melankoliden etlerin mi parçalanıyor hemen isteğine odaklan, işe yarıyor test ettim. Bu aralar bunu yapamıyorum çünkü hayatın rutinine kaptırdım yine kendimi, robotlaştım hissizleştim.
Bu aralar yine kendimle baş başa kalıp duygu yoğunluğu yaşamaya ihtiyacım var bu yazı ona aracı olacak, hissediyorum.

Rezonans kanunu örneklerini ben de yaşadım Depeche Mode'u İstanbul'a sokmayan kişi benim:)

Başka bir zaman sevgilim kapalı cezaevinde 4.ayındayken o bahsettiğim yoğun duygu boşalmasını yaşadım. Ertesi gün şiş gözlerle iş yerine gittiğimde karşıma çıkan haber çok manidardı.

"Örtülü af geliyor" Özetle açık cezaevine 4 ay önce geçme hakkı kazanmıştı ve 2 gün sonra şuan eve gidiyorum diye telefon etmişti.

Valla siz diyin kader ben diyim rezonans:)

Haydi görüştük:)


26 Kasım 2015 Perşembe

Hayat, Sen Planlar Yaparken Tanrı'nın Seninle Dalga Geçmesiymiş


























2015 yılının başlarında yapacağım işlerden bahsedip kendime hedefler belirlemiştim: http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/01/2015-yl-hedeflerim.html

Nasıl da heveslenmiştim bu yazıyı yazdığımda, yüzümde nedensiz bir gülümseme içimde bir sıcaklık oluşmuştu.

Bu yazımda bu hedeflerimin gerçekleşme durumu ne alemde, bunları inceleyeceğiz. Çünkü PUKO döngüsünün 3. adımı olan "Kontrol Et" adımı bunu gerektirir:)

İlk Maddemiz Yoga idi. "Haftada en az 3 kez Yoga yap, bol bol araştır ve yoga videolarını izle. Yaza ödülün var. Olymposta Yoga yapmak." Bok.

Bunu yazdıktan yaklaşık 2 ay sonra her şey ile olduğu gibi Yogayla da ilişiğimi kestim. Hayatımda bir kriz dönemi başladı, krizi fırsata çevirerek 4 kilo verdim Yoga da neymiş dedim.
Geçen hafta tekrar başladım orası ayrı mevzu. Yanı bu hedef 2016 yılında aynen devam edecek. Olympos kısmına hiç girmeyelim, bırak Olymposta Yoga yapma fantezilerini, Eylül başında yaptığım 4 günlük tatil için kendimi şanslı saydım. Dolayısıyla Olympos planları da başka zamana sarktı. Hatta bu kısmı daha yakın bir yer olan Fethiye ile değiştirebilirim bile.

 "Kitap: Her ay en az 1 kitap bitir." 11 ayda 5 kitap bitirdim 6. bitmek üzere, yani hedefimin %50sine ulaşabildim. Okunacak kitaplar birikti bu hedef de hüsranla sonuçlanarak bir sonraki yıla ertelendi.

"Film: İzlenmesi gereken filmler listesi yap ve 2015 yılı içerisinde hepsini izle." izlenecek filmlerle sınırlandırmadım kendimi, hem bu listeden hem rastgele seçimlerle film yelpazeme yenilerini kattım. Sanırım ulaştığım tek hedef.

"Tiyatro: 2015 yılı içerisinde en az 6 oyun izle." O gazla yılın başında sadece bir oyuna gittim. "Leyla'nın Evi".

"Aile: En az 2 ayda 1 aileni ziyarete Aydın'a git." Aydın'a çok sık gitmedim ama annemleri her ay en az 1 kez görmüşümdür, bu hedefte ok.

"İyilik: Bu konuya odaklan. Huzur evini ziyaret, çocuk yurdundaki kimsesiz çocuklara oyuncaklarla ziyaret ya da maddiyat yönünden birilerine yardım ederek ruhu doyuracak şeyler düşün ve uygula." İyilik namına yolda yürürken yaşlıların koluna girmek gibi küçük şeyler dışında başka hiçbir şey yapmadım. Ama bu konu kesinlikle odaklanmam gereken bir durum. En azından düzenli para yardımı kesinlikle yapılmalı.

"Hobi: Yağlı boya yapmaya yeniden başla. 2015' te kendimden en az 4 tablo istiyorum. Sevdiklerine hediye et, başta annene." Yağlı boya alet edevat eksikliğinden hep bir kenara itildi. Sadece kağıda dandik bir şeyler çiziktirdim işte. Bu da sayılmaz.

"Yeni hobi edin: Ayda 1 pazar Dünya mutfaklarından yemekler yapmayı dene, zehirlenme pahasına da olsa sevdiklerine güzel sofralar hazırla." Burada okuyunca böyle bir hedefim olduğunu hatırladım o derece.

"Rüyalarını yönetmeyi öğren: Rüyalarını hatırlamaya çalış, beynini zorla. Rüyalarını not almaya başla." Not almasam da ilginç olan rüyalarımı paylaşarak beynimde tutabildim. Kediyle konuştuğum ıssız ve fırtınalı ada rüyamı ömrüm boyunca unutmayacağım. Vlademir Putin'in özel uçağıyla Foçaya gittiğim rüyayı da keza öyle...Hele hele Vlademirin "gel gel atla demesi"ve benim de oley uçağı beleşe getirdik demem.
Bu rüya yönetme konusu çok ayrı ve derin bir mevzu, gerekli mi bilemedim o yüzden bu hedefimi askıya alıyorum, çok daha önemli şeyler var bence.

"Doğayı sev: Çöplerini ayırarak atmaya başla ve 2015 yılı içerisinde en az 6 ağaç dik." Off çok güzel hedefmiş be, en çok bu hedefi gerçekleştiremediğime üzüldüm:(

"Her yıl yeni bir yer gör." Karaburun sayılır mı?

Olmadı be B. hayatındaki kriz dönemini bahane olarak kullanarak hepsini salladın. İçinde yeni bir yıl hedeflerini oluşturacak heves bırakmadın:(

Yine de 2016 yılı hedeflerim üzerine kafa yoracağım.

Çünkü lüzumsuz işler müdürü olmak bunu gerektirir.


23 Ekim 2015 Cuma

Hayaller Arıyorum


Ne yazacağımı bilmeden geçtim bilgisayarın karşısına. İlk olarak eski yazılarımı okudum. Yazma konusunda her zaman beceriksiz ve -kitap okumama alışkanlığından mütevellit- yetersiz olduğumu düşünen ben, ilk kez vay hiç de fena olmamış lafını duydu kendinden.

Başkasının hiç de ilgisinin çekmeyeceği önemsiz şeyler yazıyorum. Tamamen kişisel, günlükvari. Herhangi bir sanat değeri yok, tecrübe paylaşımı yok, moda ya da trendlere dair bir şeyler yok, kendin yap projeleri yok. Bazen beğenilmeme, gereksiz yere yazma düşüncesi kaplasa da içimi, sonradan neden blog yazmaya başladığımı hatırlatıyorum kendime. Çok tık alıp para kazanmak mıydı amaç? Tamam itiraf ediyorum bir dönem bu kaygıyı gütmüş olabilirim ama şuan olay çok başka bir yöne kaydı. Amacım elektronik ortamda günlük tutmak. Bazen biraz da iş kafasından uzaklaşmak, rahatlamak. Ama nedense bunu anonim olarak insanlarla da paylaşma ihtiyacı duyuyorum. Günümüz teknolojisi sanırım bizi, yaptıklarımızı paylaşma zorunluluğuna itti. Aslına bakarsan SANANE BENDEN. Bu durum içimize işlemiş. Bloğumu dışarı aktarmam sanırım bu yüzden. Belki ilerde kapatırım ama henüz hazır hissetmiyorum kendimi:)

Bende durumlar aynı, monoton. Yine bekleyişlerdeyim. Beklemelerimin ardı arkası kesilemedi henüz kaç aydır hala bekliyorum. Bu bekleyiş bana sabretmeyi öğretti. Onun dışında yine her gün bir yeni fikir geliyor aklıma, sonra mantıksız geliyor üstünü örtüyorum. Yine yeni heveslere kapıldım. Gitar aldım. Raketimi tozlu raflardan indirdim. Sanırım hastayım. Ne yapacağını bilmeyen kaybolmuş biri gibiyim. İçimde devamlı bir istek, arzu ama neye karşı hiç bir fikrim yok. İşin kötüsü hevesler saman alevi gibi. Birden harlıyor sonra sönüveriyor. Ne istediğimi bilmiyorum, bilsem gerçekleştireceğime adım gibi eminim. Sanırım küçük heveslerim, ne istediğimi bulabilme arzusundan. En azından ne istemediğimi biliyorum. Yıllarca bu şekilde sabah 8:00-akşam 18:00 çalışmamak.

Neyse yahu hayırlısı be gülüm.