24 Haziran 2015 Çarşamba

Şu Big Day'in Bi Türlü Gelememesi Sorunsalı


Ay yeter çıldırıyorum.

Öleceksem aniden acısız ölmeyi yeğlerim ama beklemek işkence yemin ederim acı çekerek öldürüldüğümü hissediyorum.

Perşembe big day dedik neredeyse 1 hafta geçti ses soluk yok, bürokrasinize prosedürünüze sıçayım.
Mübarekler sanki otopsi mi yapıyorsunuz alt tarafı 2 metreden adamın suratına bakıp ok ya da nok diyeceksiniz.

Artık rüyalarım bile dizi kıvamına geldi resmen ilerlemeli rüya görüyorum bu süreçle ilgili. Paralel hayatımda iş çoktan kötü de sonuçlansa sona erdi. Kendi rüyamda gördüğüm yetmiyor arkadaşlarıma da bulaşıyor. Huzursuz uyur olduk artık. Resmen 4 farklı yönetmen olarak aynı kişinin başrol olduğu rüyaları, aynı anda vizyona soktuk.

Umudum gitgide tükenmek üzere, iyi düşünmeye çalışıyorum ama durum çok iç açıcı değil.

Neyse iyi düşünelim iyi şeyler olsun. Kurtulalım artık şu işten.

16 Haziran 2015 Salı

18 Haziran Perşembe-The Big Day



Birçok duyguyu bir arada yaşıyorum şuan.
Stres, korku, heyecan, mutluluk...

Televizyonunu yeni açanlar için özet geçeyim. Sevgilim 3 yıl önce yılbaşında çıkan bir kavga sonucunda 3 yıl 4 ay hapis cezası aldı (yatarı 1 yıl 2 ay) Bu haberi 3 ay önce aldığımızda şok olduk, hayatımız aniden mahvoldu. Yaşadığımız o süreci kelimelere dökmem mümkün değil. The best oflara girmeye hak kazanmıştı. O gittiğinden beri işin peşini bırakmadım ve sonunda karşılığını aldım.

18 Haziran perşembe günü yeniden yargılanma gerçekleşecek.

Durumun belirsizliği beni birçok duyguyu bir arada yaşamaya itiveriyor. Böyle nasıl anlatsam iş yerinde yerimde duramıyorum ayaklar paso yerinde oynuyor huzursuz ayak misali:) Mesela dün baştan sona Ceza Muhakemesi Kanunu'nu okudum. İçimde hep bir korku vardı, ya bu çocuğun cezası kaldırılacağına artırılırsa diye. Ama CMK'nın 323. maddesine göre yeniden verilecek hüküm belirlenmiş cezadan daha ağır bir cezayı içeremez imiş. Meğer araştırmak gibisi yok imiş:)

Yeniden yargılanma talebinin kabul edilmesi bile çok büyük bir adım, haberi aldığımda döktüğüm mutluluk gözyaşlarının haddi hesabı yok bayılıverecektim işyerinde. Ama o gün yaklaştıkça korkuyorum... Perşembe en güzel günüm de olabilir en kötü günümde...Ya her şey sona ererse, artık yeni bir B planım kalmadı her şeyi tükettim. Bu belirsizlik ne boktan bir şeydir ya.

Şu 1 hafta 1 yıl gibi geçti bana, kaldı 2 gün. O da yaklaşık bir 2 ay gibi gelir herhalde. Sonunda ipler kopacak. Umarım buraya bi daha geldiğimde güzel haberler getiririm.

Sağlıcakla...





9 Haziran 2015 Salı

İyi Avukat versus Kötü Avukat


Yaklaşık 3 ay önce bok gibi bir sürecin içine girdim. Daha önceki yazımda da bahsetmiştim. http://selambenb.blogspot.com.tr/2015/04/the-best-of-aclar.html

Birden kendimizi avukatların kapılarını aşındırırken bulduk. Ben böyle iğrenç meslek görmedim yemin ediyorum (işini iyi yapanları tenzih ederim.) Çaresiz bir durumdayken umut satarak insanların bin tl lerini cebe indirmenin nasıl bir açıklaması, nasıl bir iş ahlakı var anlayamıyorum bir türlü. Ne avukatlarla karşılaştık anlatamam. Bu kafaya gelebilmek için avukat yerine koydum kendimi cık.. ne yaptıysam olmuyor.

Son çaresiz günlerimiz hıldır hıldır avukat arıyoruz netten. Şöyle bir makale başlığıyla karşılaştık:

"Kesinleşmiş hapis cezasına itiraz mümkün!"

Aha dedim galiba aradığımız kan bulundu. Aradım hemen taa İstanbul'dan bir avukat, sanki İzmir'de avukat kıtlığı varmış gibi.

Beyefendi ile ilk telefon konuşmamızı aktarıyorum.

- Merhaba avukat bey bizim şöyle şöyle bir olayımız var cezamız kesinleşti ne yapabiliriz.
- Bakın Bayan B. bu işi Türkiye' de yapabilecek tek kişi benim, çoğu avukat bilmez bile cezaya itiraz edileceğini. Örneklerim de mevcut internet sitemden bakabilirsiniz. Gelin görüşelim detaylı konuşalım.
- Ama biz İzmir'deyiz nasıl yapsak?
- Bakın hastasınız öleceksiniz diyelim tek çareniz var parmağınızı kestirmek, yapmaz mıydınız?!!
- (Yuhh amk) Yani tabi..
- İlacınız yurtdışında, gidip almaz mıydınız?
- Yani alırdım tabi.
- Peki o zaman bekliyorum görüşmeye.

Çok hayat tecrübem yok ama bu kısa süre bana çok iddialı konuşan kişilerin aslında ne kadar boş kişiler olduğunu göstermeye yetmişti, hatta telefon görüşmem biter bitmez bile aynı şeyi düşündüm ama yine de görüştüm, niye biliyor musunuz? Ahh keşke dememek için...
Aynen öyle...Keşke dememek için bir umut satın aldım pazarlıkla, 5.000 TL'si peşin 15.000 TL'si cezadan kurtulunca. (10.000 TL ye 10.000 TL'ydi pazarlıktan önce)

Burada isim vermeyeceğim bana düşmez ama böyle bir hukuk kariyerinin eninde sonunda mahvolacağını da biliyorum. Mahvolmadı diyelim bu şekilde yıllarca devam etti kariyerine... Bu kutsal mesleği amacına uygun bir biçimde yürüterek kişisel hazzı doruk noktasına çıkarmak varken işi ticarete dökmek sizce nasıl bir sonuç doğurur? Sizce o paranın bir hayrı olur mu? Sizce bu şekilde kişisel haz, mutluluk sağlanır mı?

Neyse, dilekçemiz yazıldı okuyunca başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Dilekçenin özü şu:

"Tahrik indiriminin en düşüğünden faydalandırılmış bu olmaz, ağır tahrik var
Müvekkilimin sabıkası yok, mahkemeye de herhangi bir saygısızlığı yok, iyi hal indiriminden faydalandırılmamış, olmaz." Lan?!

Dilekçeyi alır almaz aradım, "beyefendi bakın böyle bir dilekçe yazmışsınız elinize sağlık uğraştınız da, ne kadar indirim yapıp yapmayacağı hakimin insiyatifinde olan bir şey değil mi daha vurucu yaklaşsaydık??" Bakın ben haktan hukuktan anlamam mühendis insanım ama dilekçenin çok zayıf olduğunu anlamak zor değil. "Avukat Bey çocuğun yüzünde iz olmadığına dair fotoğraf falan koysaydık?"

-Olmaz bakın hukuk çok farklı bir şey anlamamanız çok doğal. Dilekçe çorba gibi olur.
- İyi peki ne diyeyim hayırlısı olsun (bir yandan gitti 5.000 TL diye dövünmek.)

Nitekim ki o dilekçe kabul edilmedi, çok şaşırdık.

Daha sonra İzmir'den daha önce de görüştüğümüz arkadaşımızın bir akrabası olan Av. Hakkı Çelik'e gittik tekrardan. Adam 33 yıldır bu işlerle uğraşıyor ve bugüne kadar bize dediği her şey oldu. Çocuklar salak mısınız kandırdılar sizi, siz niye bana güvenmediniz dedi. Babacan ve güven verici bir tavırla yaklaştı bize her zaman. İşi geçen hafta devraldı, 2 fotoğraf 1 dilekçeyle mahkemeye gidip başvurusunu yaptı.

Sonuç: Yeniden yargılanma talebimiz kabul edildi, o hıyarın suratında iz olmadığının tespit edilmesi için yeniden Adli Tıp'a sevki gerçekleştirilecek.

Hıyara not: Ah be hıyarcığım, o düğünlerde çekildiğin kabak gibi selfie'leri Facebook'una niye yükledin?

Sana da bir lafım var Sayın kadın programlarına çıkan Türkiye'nin 1 numaralı avukatı!
Demekki siz anlamazsınız demekle ve hayal satmakla olmuyormuş, demekki öğreneceğiniz daha çok şey varmış.






16 Nisan 2015 Perşembe

The Best of Acılar




Genel anlamda mutlu bir yaşantım oldu hep şükrettim. Elbette ölümler gördüm acı çektim ama bu olay the best of acılara girmeye hak kazandı.

Benim için çok değerli birinin hayatı mahvoldu hem de bunda benim de payım var. Belki de istemeden kötülük yaptım dolaylı yoldan da olsa evet suçluyum. Hayatımda ilk kez "Keşke.."dedim. Çaresizim elimden geleni sonuna kadar zorluyorum ama şuan beklemekten başka çarem kalmadı. Ben bu haldeysem o kimbilir neler yaşıyor diyorum daha da mahvoluyorum. Haber alamamak nasıl olduğunu bilememek, sesini duyamamak çok acı. Bekleyiş ayrı bir yıpranma sebebi, beklemenin ardı daha bok.

Yaklaşık 1 aydır ruh gibiyim, işe gidip geliyorum gözlerimin altı çökmüş, her gün neyin var hasta mısın sorularından sıkıldım. Yastayım amk.

Geçen hafta ilk kez dışarı çıktım yanımda o yokken. Amaç kafa dağıtmaktı daha da darlandım. Artık bir yerde uzun süre oturmak, eğleniyor gibi görünmeye çalışmak işkence benim için. Oturduğum mekandan ayrıldım çıktım deniz kıyısına bir sigara yaktım onu düşünerek. Onun için manzaranın ve özgürlüğün zevkini yaşadım 10 dakikalığına, belki de hisseder umuduyla.

Çok uzak, hiç aklıma gelmeyen bir durumun içindeyiz, meğer hayatın öncelikleri ne kadar farklıymış akla hayale gelmeyecek şeylermiş. Özgürlüğün sağlık, beslenme ve barınmadan sonra en önemli ihtiyaçlardan biri olduğunu görmek için böyle bir olayın içinde bulunmak gerekirmiş.

Bu günlerde inanç ve umut en önemli güç kaynağı, şuan beni ayakta tutan bu olgulardan başkası değil. Umarım en acısız biçimde atlatılır bu süreç.

Allah hayatımdaki en önemli insanlardan biri olan en yakınıma, arkadaşıma, aşkıma sabır, güç ve bir kez olsun şans versin.

Babamın çok ünlü bir lafı vardır, bu lafı kullanacağım ve onaylayacağım hiç aklıma gelmezdi ama şimdi söylüyorum.

" Hayatımı S*keyim"

Bu yazıya konu olan baş kahramanın bu yazıyı okuduğunu hayal ediyorum ve ardından şunu söylüyor

"Üzülme baba yak bi cugara..."

Neyse bi sigara yakayım.

4 Şubat 2015 Çarşamba

Kariyer Tipleri de Var İmiş



Selam,

Ay içim darlandı, yine attım kendimi bloğumun serin sularına.

Bugünlerde yine sıkkınım, kafam bozuk, yine takmış durumdayım niye bütün günümü işyerinde geçirmek zorundayım diye...Kendimi hapsolmuş özgürlüğüm kısıtlanmış hissediyorum. Niye haftada bulunan 168 saatimin %37,2'sini iş için harcamak zorundayım. Bu mudur yaşam kahrolsun kapitalizm!! (Ki iş konusunda şanslı insanlardanım her cumartesi işe giden arkadaşlarım bi dünya)

Bu benim istediğim yaşam değil, çalışmak istediğim alan bu değil diye düşünmekteydim yine. Sonra birden mailime şu anket düşüverdi.

https://surveys.universumglobal.com/markets/turkey/distributions/uludg

Yani aslında habire şikayet eden, negatif düşünen, olumsuz bir tip değilim. Kendimi çok iyi motive edebilirim ama dönem dönem işteki monotonluk ve haz alamama beni böyle bir insana çevirebiliyor.

Sıvadım kolları hadi dedim hem kariyer tipimi öğrenmiş olurum hem de biraz işten sıyrılıp kafa dağıtırım.

Şu hayatta en çok istediğim şey yapmaktan haz duyduğum, geçen vakti unuttuğum, şevkle gidip geldiğim bir işe sahip olmak. Daha önceki bi yazımda da bahsetmiştim zaten. http://selambenb.blogspot.com.tr/2014/07/hayalimdeki-is-hayat.html


"Bireyin iş yaşamından aldığı doyumu belirleyen en önemli faktörlerden birisi kişiliktir. Dolayısıyla, çalışma hayatında mutlu olmanın, hedeflenen kariyere ulaşmanın ilk adımı, kişilikle uyumlu bir kariyer seçimi yapmaktan geçmektedir (Holland, 1959).
Holland’a göre belirli kişilik özelliklerine sahip bu bireyler, belli nitelikteki işlere ilgi duyabilmektedirler (Aytaç, 1997: 92)."

Bunun için de insanın kendisini tanıması hangi yöne eğilimi olduğunu ve ne istediğini bilmesi gerekiyor ve malesef bizler çok küçük yaşlarda kariyer alanımızı belirlemek zorunda kalıyoruz.

Sonuca gelirsek anket sonucunda kariyer tipim "Girişimci" olarak çıktı. Açıklaması da şöyle:
"Yaratıcı, sürekli kendini geliştirme fırsatları bulunduran, iş çeşitliliği fazla ve monoton olmayan, kişilerle etkileşimi fazla olan işler ilgimi çekermiş."

Sanki bana uyuyor, çalışmak istediğim iş tanımıyla hemen hemen örtüşüyor gibi.

Diğer kariyer tipleri ise şöyle:
-Avcı
-Lider
-Enternasyonelist
-Harmonizör
-Kariyerist
- İdealist

Neyse canlar, hadi inşallah diyelim ve konuyu kapatalım...


28 Ocak 2015 Çarşamba

Kötü Niyetli Yazı



Bazı insanlar beni itiyor, bilmiyorum herkesin başına benzer şeyler geliyor mudur ama, bazı kişilerin konuşması, ortamda bulunması bile beni rahatsız etmeye yetiyor ki normalde gayet insancıl bir tipim ve genelde herkesi severim. Bu bahsettiğim tip kişilerin bana kesinlikle zararı/kötülüğü dokunmamıştır onu da belirteyim.

Bu olayın bir açıklaması olmalı, neden böyle hissediyorum diye anlamlandıramıyorum bir türlü ve sonucunda da kendimi kötü hissediyorum. Kötü hissetmemin nedeni içimden sürekli o kişileri aşağılamam. Mesela böyle yan tarafımda çalışırken mırmır mırıldanması, espri yapması bile sinirime dokunuyor. Sürekli kendini övmesi ise çıldırtmaya yetiyor. Sanki bana kötü niyetlilermiş gibi geliyorlar. Ama sonuç olarak bu düşünceyle ben kötü niyetli olmuş oluyorum böyle bir kısırdöngü işte. Bu tip kişilere beslediğim duygular kesinlikle nefret etme, onlara zarar gelmesini isteme değil daha başka bir şey. Aynı ortamda bulunduğumda enerjimi aşağı çekiyor gittiğinde rahatlama hissediyorum. Çok enteresan.

Bu da böyle gereksiz bir yazı oldu işte. Neyse şuan bu negatifliğimle başbaşa kalmalıyım:(

Bayab B. Boş Zamanlarında Zamanda Yolculuk Yapmayı Çok Sever...


Hiç zamanda yolculuk yaptığınızı hayal etmiş miydiniz sayın okuyucu? Durup ciddi ciddi hayalini kurmasanız bile, şöyle yapsaydım acaba şuan ki durum ne olurdu gibi düşünceler muhakkak kafanızdan geçmiştir.

Ben bu aralar Kelebek Etkisi misali bir hayat yaşamaya başladım, devamlı bir fantastik hayaller, kaderi değiştiren hamleler yaptığımı düşünmeler falan, yine işsizliğim hat safhaya ulaştı.

İşte hep bunlar son zamanlarda ardı ardına izlediğim zaman yolculuğu hikayeli filmler yüzünden.




Siz de izleyin hayatınızı fantastik öğelerle süsleyin ki tek deli ben kalmayayım. Monoton yaşamlar için birebir zamanda yolculuk filmleri listemi sizlerle paylaşmaktan onur ve şevk duyarım güzel okuyucu:)

Source Code

Source Code
Yönetmen: Duncan Jones
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Michelle Monaghan, Vera Farmiga
Tür: Bilim-kurgu
Tarih:2011
IMDB Puanı:7.5
Konusu: Yönetmen Duncan Jones'un yeni bilim-kurgu projesi 'Yaşam Şifresi', kendini devlet destekli gizli bir deneyde bulan askerin heyecan dolu macerasını anlatıyor.

Geçen haftasonu izlediğim tazecik bir film. Yine bir zamanda yolculuk hadisesi. Ya ben bu Jake Gyllenhaal'a aşığım sanırsam. 3 haftadır aralıksız onun oynadığı filmleri izliyorum, sapık misali.

Reconstruction
Yönetmen: Christoffer Boe
Oyuncular: Nikolaj Lie Kaas, Maria Bonnevie, Krister Henriksson
Tür: Romantik-Drama
Tarih:2003
IMDB Puanı:7.5
Konusu: Alex, güzel sevgilisi Simone ile düzenli bir hayatı olan Danimarkalı genç bir fotoğrafçıdır. Bir akşam metroda karşılaştığı bir kadının peşinden gider ve kız arkadaşı Simone’ye hiçbir şey söylemez. Onunla bir barda sohbet etmeye başlarlar. Alex, kendi içinde Aimee’yi ömrü boyunca tanıyormuş gibi bir his duyar. Gecenin sonunda ertesi gün buluşmak üzere sözleşirler. Ancak Alex evine döndüğünde yaşadığı ev artık yok olmuştur. Ne ailesi, ne de sevgilisi onu kimse tanımamaktadır. Alex tüm geçmişini, kimliğini yitirmişken, onu tanıma şansı olan ve kim olduğunu ispat edebilecek tek kişi Aimee’dir. Fakat sorun düşündüğü kadar kolay çözülemeyecektir.

Konusundan da anlaşılacağı üzere kafa yakan filmlerden. Anlamlandırmaya çalışarak boşuna yorulmayın, filmin keyfini çıkarın yeter.

The Time Traveler's Wife



Yönetmen: Robert Schwentke
Oyuncular: Eric Bana, Rachel McAdams, Ron Livingston
Tür: Drama, Fantastik, Romantik
Tarih:2009
IMDB Puanı:7.1
Konusu: Audrey Niffenegger’ın romanından uyarlanan film Henry DeTamble adında bir zaman yolcusunun Clare Abshire ile tanışma ve aşk öyküsünü anlatır.



Bana About Time filmini anımsattı zaten her iki filmde de aynı hatunu görüyoruz. "Ayy ben Romantik tarz severimmmm" diyenler için süper seçim.

Donnie Darko

Yönetmen: Richard Kelly
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Jena Malone, James Duval, Maggie Gyllenhaal

Tür: Bilimkurgu, Dram, Fantastik
Tarih: 2001
IMDB Puanı:8.1
Konusu: 80’lerin sonunda geçen öyküde, Donnie Darko adında 16 yaşında bir genç, bazı gerçek olmayan görüntüler görmeye başlıyor. Özellikle de tavşan kostümlü bir adam beliriyor sık sık. Çevresiyle uyum sorunu yaşayan genç, ailesinin ve okulun kendisi için çizdiği yoldan ayrılıp, esrarengiz misafirinin izinden gidecektir...

Zaman yolculuğu denildiğinde bu filmi atlamak ihanet olurdu. Sadece bu türde değil ömrüm boyunca izlediğim filmler içindeki en favori filmlerimden. Ve tabiki de yine Jake GyllenhaalAşkla bağlıyım.
Bir de ismini Karanlık Yolculuk olarak çevirmeselerdi iyiydi, insanda 3. sınıf bir korku filmiymiş havası uyandırıyor:(



Predestination
Yönetmen: Michael ve Peter Spierig
Oyuncular: Ethan Hawke, Sarah Snook ve Noah Taylor 
Tür: Bilim-kurgu
Tarih:2014
IMDB Puanı:7.5
Konusu: zamanda seyahat edip olmuş ya da olası olayların önüne geçmeye veya suçluları yakalamaya çalışan bir zamansal ajanın hikayesini konu eder. Gizli bir serivise bağlı çalışan ajanın son görevi ise; 1975 yılında New York'ta yaptığı bir patlamada 11.000 insanın ölümünden sorumlu olan Fiyasko Bombacısı adlı kişiyi bulup bu patlamanın hiç yaşanmamış olmasını sağlamaktır... Görevi için 1970 yılına New York'ta bir barda, barmen olarak çalışmaya başlayan ajan orada “Evlenmemiş Anne” rumuzlu John isimli bir köşe yazarıyla tanışır. Küçük bir bar sohbetiyle başlayan ikilinin sohbeti, gecenin ilerleyen saatlerinde daha da derinleşir.

En etkilendiğimi en sona bıraktım. Filmi izledikten sonraki tepkim: Kafam Yandı! oldu. Valla nasıl söylesem kendini bir kısırdöngü içinde bulmak istiyorsanız tam bir paradigma aşığıysanız, bu film bulunmaz nimet. Yan etkileri ruh sağlığında bozulma, neden sonuç ilişkisini yitirme:)

Şimdi sırada Edge of Tomorrow, Frequency var. Haydi bakalım bana iyi yolculuklar...